Zor günler…

Kürtler ve Kürdistan olmadan Türkiye’nin yapısal sorunlarını çözmesi, iç siyasal dengelerini yeniden inşa etmesi ve siyasi istikrarını sürdürmesi kadar bölgesinde bir güç olması da mümkün olmuyor. Nesnel süreç Türkiye’nin iç ve dış hedefleriyle Kürtlerin vazgeçilemez ve artık daha fazla ertelenemez talepleri arasında sıkışmış Kürt meselesinin daha fazla ötelenmesine ve çatışmalı sürecin derinleştirilmesine izin vermiyor.

Öncesi bir yana son 6 ayda yaşanan gelişmeler bu gerçeği bütün çıplaklığıyla bir kez daha gözler önüne sermiş bulunuyor.

Nesnel süreç Türk-Kürt, Türkiye-Kürdistan ilişkilerinin karşılıklı ihtiyaçtan hareketle karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkar temelinde yeniden ve ivedilikle düzenlemesini kaçınılmaz kılıyor.

Ne var ki ve ne yazıkki  bu gerçeğe rağmen 7 Haziran sonrası başlayan çatışmalı süreç de derinleşerek devam ediyor.

Bölgeden de önümüzdeki günlerin zor, çok zor geçeceğine dair haberler geliyor.

Yerellerde konuştuğum çoğu kişi karşılıklı olarak yapılan hazırlıklara dikkat çekiyor ve kaygılarını aktarıyor.

İl ve ilçe merkezlerinde şiddetli çatışmaların ve kanlı olayların yaşanacağından endişe ediyor.

Bölgede yaşayan hemen herkes daha şiddetli ve daha uzun süreli bir savaşın başlamasından çekiniyor ve bunun önlenmesi için yapılması gereken ne varsa şimdi yapılsın istiyor.

Konuştuğum herkes savaştan kaçınmanın bir yolunun bulunması gerektiğini söylüyor. Bunun için de siyaset kurumunun, sivil toplumun ve medyanın harekete geçmesi gerektiğini belirtiyor.

Barışçıl bir çözüm için daha yüksek duyarlılık, hatta seferberlik bekliyor.

Halk engin sağduyusuna dayanarak gidişatın ne tür sonuçlara yol açacağını görüyor.  Dolayısıyla bunun önlenmesini ve tarafların yeniden müzakere masasına dönmesini talep ediyor.

3 yıla yakın süren ve herkese çok şey kazandıran çatışmasızlık sürecine geri dönülmesini, sorunların görüşmeler yoluyla çözülmesini istiyor.

Halk bu yolla sonuç alınacağına inanıyor. Kısa süren diyalog sürecinin bunun mümkün olacağını gösterdiğini düşünüyor.

Kim ne derse desin savaşı etinde ve kemiğinde hissetmiş, bunun bedelini ödemiş her kişi sorunun diyalog yoluyla çözümünü önemli görüyor ve bunda ısrar edilmesi gerektiğini söylüyor.

Öte yandan halk bunu istediğine ve müzakere sürecinde ısrar ettiğine göre tarafların bundan uzun süre kaçınması da mümkün görünmüyor.

Devleti ve hükümetiyle Türkiye’nin de, bütün bileşenleriyle Kürt Özgürlük Hareketi’nin de savaş politikalarında ısrar etme şansları bulunmuyor.

Yukarıda belirttiğim gibi nesnel gelişmeler ve iç-dış dengeler buna izin vermiyor. Tarafların çok geçmeden yeniden müzakere masasına dönmeleri kaçınılmaz görünüyor.

Dolayısıyla savaşı daha fazla derinleştirmeden, yeni acılar üretmeden günümüzdek bu yüksek gerilimi düşürmek gerekiyor.

Kaldı ki yeni bir hükümet kuruluyor.

Yeni hükümetin çözüm sürecine giden yolu açması, bunun için de operasyonları durdurması, sokağa çıkma yasaklarını kaldırması, barışçıl çözüm için yeni bir çağrı yapması ve Rojava üzerinden bölge Kürtleriyle uzlaşma mesajı vermesi gerekiyor.

Aynı şekilde PKK’nin de yeni hükümete bir fırsat vermesi; ateşkes ilan etmesi ve Dolmabahçe Mutabakatı çerçevesinde savaşı kalıcı bir biçimde sona erdireceğini, siyasal sürece evrileceğini yeniden deklere etmesi gerekiyor.

Zor günlerin aşmanın yolu barış için böylesi bir umut yaratmaktan geçiyor…

 

23.11.2015

gunayaslan@hotmail.de

Be Sociable, Share!