Yasaklı dilin yanık sesli yazarı

 Memed Uzun’un aramızdan ayrılalı 9 yıl olmuş. Kürt halkının son yüzyılda yetiştirdiği önemli değerlerden biri olan yazarımızın yokluğuna alışmak kolay değil; onu özlüyoruz ve arıyoruz…  Uzun, geçmişle gelecek arasındaki çok renkli ve görkemli bir köprü gibiydi.  O,  bizi acılı tarihimizdeki- bugün solmaya yüz tutmuş-  kültürel zenginliklerimiz ve toplumsal değerlerimizle buluşturmakla kalmıyor, çok kültürlü, çok renkli, farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği ve hoşgörünün egemen olduğu bir dünyaya taşımaya da çalışıyordu.

 

Yasaklı dil Kürtçe’nin yanık sesli, usta ve dünyaca ünlü yazarı Memed Uzun’la 2000 yılında TAZ gazetesinin Türkçe eki için yaptığım röportajı -güncelliğini koruduğu inancıyla-yeniden yayınlıyor, anısı önünde saygıyla eğiliyorum…

  Uzun zamandır  kamuoyunda Memed Uzun’un Kürt edebiyatindaki yeri tartışılıyor. Sizce Memed Uzun’un edebiyatımızdaki yeri nedir?

 Memed Uzun´un Kürt edebiyatındaki yerini bana sormayın. Bunu okuyuculara, işin ehli edebiyat eleştirmenlerine, akademisyenlere,Kürdologlara ve edebiyat kurumlarına sorun. Bir yazarın ulusal bir edebiyatiçindeki yerini yazarın söyleyecekleri ve iddiaları değil, yarattığı yapıtları gösterir. Ve bu da zamanla olur. Tüm dünyada bu işler hep böyle olmuştur. Yaratılan edebi yapıtın  niteliği ve kalitesi, yazarın zamanla kavgasının ölçüsüdür. Eğer yaratılan yapıt kaliteli ise, yazar ölmez, kalır. Tersinde ise hep şahit olduğumuz gibi, zamanla yazar da, yapıt da unutulur gider.

       Kendinizi „Modern Kürt edebiyatının babası“ ilan ettiğiniz doğru değil mi yani ?

     Kendimi “modern Kürt edebiyatının babası” ilan ettigim iddiası saçmadır.

Benim bu tür saçma sapan şeylerle ne uğraşacak zamanım var, ne de arzum. Benim bir tek derdim var; nerdeyse yüzyıldan bu yana eğitim ve kamu dili olarak yasaklanmış olan Kürtçe´den tüm Kürtlerin, Türklerin ve dünyanın zevkle okuyacağı modern bir roman yaratabilmek. Kürtçenin, Türkçe, Arapça, Farsça ve öteki dillerin durumunda olmadığı, öte yandan  ne tür bir felaketin içinde bulunduğu da ortada. Eğer böylesi son derece güç koşullarda kaliteli bir roman yaratabilirsem, benim en büyük mutluluğum bu olur.

 Son 5-6 yılda romanlarım ve denemelerim çok geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Türkçe başta olmak üzere Arapça´ya ve Avrupa dillerine çevrildi, çevriliyor. Roman ve denemelerimle ilgili hem Türkiye´de hem dünyada yoğun bir ilgi var. Bunlarla ilgili birçok şey yazılıyor, makaleler, incelemeler, değerlendirmeler, tanıtmalar. Birçok ülkede benimle devamlı mülakatlar yaplıyor. Birçok ünlü yazar ve eleştirmen yazılar yazıyor. Herkes kendisine

göre bir yorumda bulunuyor, bir tanımlama, bir sıfatlandırma ihtiyacı buluyor.Tüm bunların söyledikleri ve yazdıkları, elbette onların görüşleri. Prensip olarak benimle ilgili edebi olarak yazılan hiçbir þeye cevap vermiyorum. Olumlu da yazılabilir, olumsuz da. Herkesin edebi görüşü, deneyi ve ölçüsü farklı.

 

Buna saygı göstermek gerekli. Şunu da söylemem gerekli; edebiyatı kendi siyasi ve ideolojik kavgasının dolaysız bir aracı olarak gören birkaç fanatik

Kürdün dışında, yazanların hepsi, hangi dilde olursa olsun, yararlı. Benim roman ve denemelerimle ilgili yazan birçok yazar, eleştirmen ve akademisyen, benimle ilgili, sizin sözünü ettiğiniz türden sıfatları kullanıyor. Bir örnek; Türkiye´de yayınlanan Birikim dergisinin Kürtlere ayrılan son sayısında benim yazarlığımla ilgili de uzun bir inceleme yazısı

var.

 O incelemede eleştirmen yazarlığımı”bir kanonun başlangıcı” olarak değerlendiriyor. Batı edebiyat dünyasında kanon, modern bir ulusal edebiyatın temel yazarları için kullanılıyor. Sözkonusu analizi yapan eleştirmeni ne bilirim ne de tanırım. O değerlendirme de bana atfedilmemeli.Bir ideolojik fanatizmin ürünü olduğu besbelli bu tür bir kaşık suda

koparılan fırtınaları iyi niyetli çabalar olarak görmediğim için bunları cevaplandırmaya da ihtiyaç duymuyorum. Ne demiþler; ayinesi iştir kiþinin. Bir şey daha; ben kendi yazarlığımı kollektif bir yazarlık olarak görüyorum.

    Ne demek bu ?

 

  –  Kürt dili içi çaba sarfetmiş herkesin yaratılan bu yazarlıkta payı var. Hiç kimsenin emeğini göz ardı etmek istemem. Tersine onları görmek, göstermek,

yüceltmek isterim.Sözgelimi bunun için „Destpéka edebiyata Kurdî” (KürtEdebiyatına Giriş)i yazdım. Orada modern edebiyatın gelişimi de, tüm

isimlerle birlikte tarihi olarak inceleniyor. Ayrıca 1984 yılına kadar yazmış tüm  Kürt yazar ve şairlerini kapsayan iki ciltlik bir “Antolojiya

edebiyata Kurdi” (Kürt edebiyat Antolojisi) yayınladım. Öteki yazarların yazdıklarını da en az kendi yapıtlarım kadar önemsiyorum.

   Peki , edebiyatımızın; Kürt edebiyatının bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

     – Neye göre durumu? Eğer sözkonusu Kürt edebiyatının dünü ise, elbette bugün durum daha iyi. Ama sözkonusu öteki edebiyatlarla ilgili durumu ise,

durum kötü.Dün çok az şey yazılıyordu, bugün daha fazla. Ancak bu yazılış yayınlanan yapıtlar herhangi bir ülkede herhangi bir resmi dil ile yayınlanmış yapıtlarla, hem nitelik hem de nicelik olarak kıyaslandığında durum son derece trajik. 

  Bu nasıl aşılır?  Kürt edebiyati gelişmesi önündeki engellerden nasıl kurtulur?

 

    – En önemli engel, kuşkusuz korkunç yasaklar ve baskılardır. Dil resmi olarak yasak. TV, radyo yasak. Eğitim yasak. Söz konusu olan, tümüyle kamu

yaşamının dışına itilmiş bir dildir. Ayrıca bu dilin korunması ve geliştirilmesi için yapılan herşey de yine yasaklar duvarına çarpıyor ve bu çaba içinde olanlar çok ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalıyor. Herşeyden önce bunların aşılması gerekli. Türkiye´nin yeni yüzyıla bu yasaklarla girmesi hala Türkiye´nin bir ayıbı olarak duruyor.

       Ama bu etken kadar başka önemli bir etken daha var; Kürtlerin korkunç izolasyonu ve dünyanın dışına düşmüş bakış açıları, mentaliteleri. Kabul edelim ya da etmeyelim ama bir gerçek ortada; Kürtler, anti demokratik, totaliter bir zihniyetin tutsakları. Ne Kürtlerin geleneksel ilişkileri ve ölçüleri demokratik ne de sol diye öğrenilen görüşleri. Zaten  anti demokratik olan Ortadoğu´da Kürtlerin de anti demokratik zihniyet ve metodlarla

bir yere varması mümkün değil.

 

Umarım yanılırım ama bu konuda umutlu olmadığımı söylemek zorundayım. Kapalılık, anti demokratik zihniyet, yaşamın aşırı bir iedolojinin dar kıskacına sokulması, hoşgörüsüzlük, farklılığı bir tehdit olarak görmek… tüm bunlar sadece edebiyat için de değil, tüm kültürel ve entellektüel yaşam için de son derece boğucu.

Kürtlere ciddi bir yenilenme, değişme seferberliği gerekli. Edebi olarak yenilenme ise, ancak uygar bir bakış, demokratik ve insani bir mentalite ve

dünyanın bir parçası olmak duygusuyla olabilir. Kürtlerin uygar ve açık bir edebi yaşamlarının olduğunu söylemek son derece güç. Kapalı bir edebi yaşam

ise ancak çok sınırlı bir kesimi ilgilendiriyor ve herhangi bir edebi rönesansa yol açması elbette beklenemez.       

 

     Yine de yapılması gereken  bazı şeyler olmalı?

   – Bu sorunun cevabžnž yukarda biraz vermeye çalıştım. Demokratik ve uygar

bir yenilenmeye paralel Kürtlerin mutlaka dünyaya açılması, dünyayla birleşmesi gerekiyor. Dünyanın içinde olmayan, dünyaya uygun yazmayan ve dünya edebiyatının bir parçası olmayan bir edebiyatin hiçbir başarı şansı yoktur. Kürtler istediği kadar birbirlerini kıskansın, birbirlerinin aleyhine laflar söylesin, birbirlerini yaralasın, bunların dünyadaki kıymeti

harbiyesi sıfırdır.

 Mazlumiyet edebiyatı da çok anlamsız ve iyi bir edebiyat yaratmak için çok yetersiz. Edebiyat, edebiyatın kurallarıyla yaratılır. Ne iman gücüyle olur, ne de emir ve baskıyla. Ne de methiyelerle. Edebiyatı bir ideolojinin basit bir sözcüsü olarak gören zihniyetlerin ne kadar feci yanıldıklarını Berlin Duvarı‘nın yıkılmasıyla  görüldü. Kürtlerin bunu tekrar etmesinin ne mantiği var ne de yararı. Kürtler için gerekli olan edebiyat,

bireyi ve haklarını sonuna kadar savunan, özgürlükçü düşünce ve hümanist

ölcülerle yaratılmış edebiyattır. Özgürlük ve serbesti isteyen insanlara da bu yakışmaz mı?

     Kürt edebiyatı nasıl bir gelenek üzerinde yükseliyor ki ?

 -Bir başka sorun da Kürtlerin modern edebiyat konusundaki referans yetmezliğidir. Kürtlerin modern bir edebiyat geleneklerinin olduğunu söylemek de son derece güç. Böyle bir gelenek olmadığında herşey birbirine karışıyor. Bir siyasi lider, edebiyat olarak gördüğü ama tümüyle ideolojik olan, kötü bir üslupla, karmakarışık bir ruh haliyle bir eleştiri yazabiliyor. Bir edebiyat yazarı ideolojik çatışmalarda bir militan gibi davranabiliyor.

 

Tüm yaşamı boyunca edebiyatla ilişkisi birkaç kitabı geçmeyen, bir okur olması bile şüpheli fanatik bir militan, örgüt, gurup, ideoloji kaygısıyla bir edebiyat yazarıyla ilgili küfürler yazabiliyor, yazılan edebi yapıtta herşey birbirine karıştırılarak ne olduğu belirsiz bir şey ortaya çıkabiliyor.Tüm bunlar olabiliyor. Ama kalitesi yüksek, zengin,üretken ve yaratıcı bir kültürel, edebi yaşamın olması mümkün değil. Kürtlerin bilgi birikimlerini, deneylerini ve referanslarını alabildiğince artırmaları bir zorunluluk.

 

  Son yıllarda artan sıklıkla „Kürt Rönesansından“ söz ediliyor.  Demokrasi bilinci; özellikle de farklı fikirlere, kültür ve inançlara saygı açısından ” Kürt Rönesansini” degerlendirirseniz neler söylebilirsiniz?

 

 Kürtlerin demokrasiyle ilişkileri hep sınırlı olmuştur. En çok demokrasiye ihtiyaç duyan millet Kürtler olduğu halde demokrasiden de en uzak olanlar hep onlar olmuştur. Demokrasi ve demokratik düşünce uzun bir sürecin sonunda oluşuyor ve birçok koşullun olgunlaşmasıyla yer ediyor. Kürtler ne bu süreçleri yaşadı ne de söz konusu koşulları tanıdı. Özellikle Kürtleri

baskı altında tutan rejimleri bunu hep engelledi.

 Sol dalgalarla Kürtlere kadar ulaşan demokrasi rüzgarı ise manipüle edilerek Doğu Blokunun son derece totaliter ideolojisinin fanatik bir savunucusu haline getirildi.Demokratik düşünce, yapılan işle gerçekleşir. Yaratıcı yapıt, kültürel değer, devamlı bir yenilenme, herkesi olgunlaştırarak katılımcı hale getirme, farklılıkları koruyarak herkesi zenginleştiren bir ortaklık yaratma… bunlar yaşamda gerçekleşmediği surece demokratik düşüncenin yer

etmesi mümkün değil. Herkesten fazla Kürtlerin demokrasiye ve demokratik düşünceye ihtiyacı var.

 

Son dönemde Türkiye´deki yumuşama Kürtler için değişim konusunda önemli bir fırsat. Kürtler topyekün bir yenilenme, değişme ve demokratikleşme sürecini,

ne olursa olsun, başlatmalıdırlar. Yenilenme ve uygar bir değişiklik isteyenlere destek olmak gerekli. Uygar bir diyalog, farklılıklar korunarak oluşturulacak bir birlik, hoşgörülü bir eleştiri, tartışma platformu, bunlar Kürtler için son derece zorunlu. Bir de estetik. Herşeyde estetik. Artık estetik Kürtlerin de yaşamına girmeli. Ciddi bir rönesansın ölçüleri de

bunlar. Bunlar olmadan herhangi bir rönesanstan söz etmek mümkün değil.

      Ya dünyadaki son gelişmelerin edebiyata yansıması? Özellikle de bilim ve iletişim teknolojisindeki gelismelerden edebiyat  nasıl etkilendi? Bu gelişmelerin olasi sonucları  neler olabilir?  Örneğin iddia edildiği gibi roman artık „mazi“mi olacak ?

     – Ne söz ne de roman biter. Söz, insan için vardır ve anlatı da insani bir ihtiyaçtır. Bunların bitmesi için insanlığın bitmesi gerekli. İnsan ve insanlık olduğu sürece söz sanatı da hep olacaktır. Tıpkı Dicle ve Fırat gibi hep akacaktır. Bu yeni teknolojik gelişmeler elbette önemli ve insanialışkanlıkları değiştirecek kadar da etkili. Ancak insanın en doğal duyguları hep olduğu gibi kalıyor.

 Ve bu duygular sözle ifade ediliyor. Romansanatının çok görkemli bir geleneği var. Romanın devrimci, insani, özgürlükçü konseptleri tümolumsuz gelişmelere karşı durabilecek kadar

güçlü.Yeni gelişmeler hem yeni olanaklar yaratmış durumda, hem de yeni tuzaklar. Yeni olanakların kısa özeti şu; roman artık daha fazla ötekitürlerle içiçe geçerek yazılabilecek. Tuzakların kısa özeti ise şu; insana ve insani olana angaje romanın yerini hiçbir insani angajmanı olmayan, hoş vakit geçirmek için yazılan “manasiz” ve kopya bir anlatı alabilir. Bu nedenle de çok  ciddi insani sorunları olan Kürtlerin ve Kürtlere benzer insanların roman yazması, kendi insani deneylerini roman sanatına aktarmas gerekli.

  Beğendiğiniz  dünyalı üç  yazarın ismini sorsam  hangilerini sayarsınız?

     – Bu konuda üç isim vermem olanaksız. Yirmi dört saatim yazarlarla, yaşayan ve ölü seslerle geçiyor. Ama bir liste isterseniz, size gerçekten de

kendi dilleri ve edebiyatları için “kanon” olmuş Shakespeare, Dante,Cervantes, Xani, Puskin, Tolstoy vb.lerinden söz edebilirim. Daha öncekizamanlara ilişkin de Homeros, Ovidius, Virgilius´tan söz edebilirim.20. yüzyılın yazarlarından da severek okuduklarım Proust, Joyce, Mann, Broch, Canetti, Singer, White, Steinbeck, Heminway, Andriç. Bunlara Latin Amerikalı, İskandinav ve Yahudi yazarları da eklemek gerekiyor. 

        Peki ya Türkiye’den kimleri anardınız?

    – Size bir tek Türkiyeli yazardan söz edeyim; Yaşar Kemal. Kısa bir ömüre otuzbeş görkemli roman sızdırmış bu önemli isim, Türkiye´deki yeni edebiyatın, dilin, anlatının en önemli dinamosu. Kürt kökenli olan Yaşar Kemal, yarattığı dile Kürtçenin tüm zenginliklerini de aktararak Türkçeyidaha duru, zengin ve akıcı hale getirmiştir.Çoğu yazarın hep arzuladığı ama hiçbir zaman gerçekleştiremediği bir şeyi başarmıştır; hem çok yerel olmuştur hem de çok evrensel.

     Etkilendiğiniz, ya da beğeniyle okuduğunuz Kürt yazarları hangileri?

     – Bu konuda da birçok isimden söz etmek mümkün. Bana göre, edebi kaliteleri bir yana, tüm Kürt yazarları mazlum bir dilden bir edebiyatyaratmak istedikleri için çok değerli ve yaptıkları iş de çok saygıdeğerdir. Ama burada bir isimden söz etmem gerekiyorsa, Erebé Şemo´dan severek sözedebilirim.

 

19 yıl Stalin´in Sibirya´daki kamplarında demir yolları döşeyerek yaşamaya ve ayakta kalmaya çalışmış bu mazlum ve mağur yazar, tüm olanaksızlıklara, belalara rağmen, iyi bir edebi yapıt yaratmaya çalışmıştır.Başarısını her zaman tartışabiliriz ama çabasını ve olağanüstü fedakarlığını asla unutuamam

Be Sociable, Share!