Uzaktan gazeteci

Tarihin akışı hızlandı ya, eskiden haftada bir yazı yetiyordu şimdi, günde bir yazı yetmiyor! Bereket  sosyal medya var! Var  da, insan bu hızlı akışa ayak uydurabiliyor. Onun sayesinde bazen bir yazı yerine bir cümle bile iş görebiliyor. Kişi meramını bir twit, ya da bir paylaşım yoluyla geniş kitlelere duyurabiliyor.

Elbette, tarihin akışının hızlandığı dönemlerde gazetecinin sorumlulukları da artıyor.

Yaşadığı çağa namusluca tanıklık etmek isteyen, yüreği gerçek aşkıyla dolu her gazetecinin böylesi altüst oluş dönemlerinde daha çok çalışması, yaratıcı yeteneğini ve mesleki birikimini daha bir zorlaması ve iyi iş çıkarması gerekiyor.

Kaldı ki tarihin hızlandığı, çok yönlü ve çok da çarpıcı etkileri ortaya çıkardığı dönemlerde akışın içine atlamış ve iyi işler çıkarmış bir gazeteci , sadece sorumluluklarını yerine getirmekle kalmıyor,aynı zamanda yaptıkları ölçüsünde; karınca kadarınca kendisine tarihin içinde bir yer de açmış oluyor.

Şansı yaver giderse şayet bazı ilk’leri de başarabiliyor.

Bir haberi, bir fotoğrafı veya bir söyleşisi sayesinde adını tarihe yazdırabiliyor.

Böyle çok  gazeteci tanıyorum…

Tabii, bir gazeteci için acı olan olayların uzağında olmaktır.

Gerçi, iletişim teknolojisindeki gelişmeler sayesinde tüm dünyada yaygın ve hızlı bir haberleşme ağı kuruldu, aradaki mesafeler azaldı ancak, yine de bir gazeteci için olayların odağında olmak her açıdan önemlidir.

Tarihin yapıldığı yerde olmak gerçek aşkına bağlı bir gazeteci için her şeyden önce heyecan ve mutluluk  vericidir.

Olamamaksa tek kelimeyle söyleyeyim; kahredicidir.

Bir gazetecinin olayları tarihin hızlı aktığı topraklardan uzakta izlemesi, felaket gibi bir şeydir…

*

Kaç gündür bu duyguyu yaşıyor, mesleki heyecanı bastırmaya çalıştığım her defasında canımı yakıyorum.

Ortadoğu  tarihin en önemli bir dönemecinden  daha geçiyor ve ben olup biteni uzaktan izliyorum..

Oysa 20 yıl kadar öncesi benzer bir süreç yaşandığında oradaydım.

Güney Kürdistan’ın özgürlüğüne gün be gün tanıklık yapmıştım.

Zaho’dan başlamış, Duhok, Samaile, Akre, Amediye, Şaklava derken Süleymaniye’de soluğu almıştım.

Talabani’nin Süleymani’ye geri döndüğü o muhteşem günü de yaşamıştım.

Güney Kürdistan’da federal bir devletin ilan edileceği haberini de ilk ben yapmıştım!

Kara Çolan’da Talabani, Mesif’te Barzani , Haftanin’de Karayılan’la söyleşiler yapmış, o günlerin çoşkusunu aktarmaya çalışmıştım.

Şimdi Batı Kürdistan özgürleşiyor.

Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin sonuçları şimdi orada meyvesini veriyor .

Ayrıca gelişmeler artık orayla da sınırlı kalmıyor; bütün Kürdistan’a yayılıyor.

Bölgemizde ve ülkemizde müthiş bir çalkantı yaşanıyor ve bunun sonuçları çok çarpıcı oluyor.

Kürt halkı bu altüst oluştan 200 yıllık özlemini  gerçekleştirerek, özgür yaşamı elde etmiş olarak çıkmak istiyor.

Halk bunun haklı kavgasını veriyor.

Bu kavganın etkileri içeride ve dışarıda; her yerde kendini derinden hissettiriyor.Herkesi bir heyecan sarmalının içine alıyor.

Tam da bu dönemde Günay kulunuz da bütün bu olup biteni uzaktan; sürüldüğü diyardan izliyor!

Günay Aslan tarihin akışını yaşayarak değil artık, başkalarının aktardıklarını okuyarak anlamaya ve yorumlamaya çalışıyor.

O artık uzaktan bir gazeteci…

Bu yüzden kimse onun tanıklığına baş vurmuyor.

Baş vurmadığı için de derin  bir mesleki kıskançlığa kapılıyor.

Bunun üstesinden gelebilmek için de daha çok yazmaya; yorumlamaya,  açıkcası uzaktan ahkam kesmeye ağırlık veriyor.

Ona eskiden haftada bir yazı yetiyordu şimdi, günde bir yazı bile yetmiyor!

26.07.12

gunayaslan@hotmail.de

Be Sociable, Share!