Umut etmek

Umut etmek hayatın peşine düşmektir. Düşler sokağında gezmek, gezerken hayata dair  şarkılar söylemektir.Umut etmek bilinci iyi ve güzel duygularla beslemek, gelecek için iyimser düşler üretmek, ardına  düşülen hayata anlamlar yüklemektir. 

Kendine ve hayata güvenmek, kendini ve hayatı sevmek, zamanı farkındalık bilinciyle tüketmek, canlı cansız herşeye dikkat kesilmek, her anı dinleyebilmek, her yere gidebilmek, her mekanı görebilmektir.

Söz gelimi hapisteyken denize gidebilmektir. Denizin kıyısına serilmek, dalgaları ve rüzgarları dinlemek, martılara sevgi öpücükleri göndermektir.

Hastayken dağların doruklarına tırmanmak, doruklardan dünyaya çoşkuyla bakmak ve çoşkuyu dağ çiçekleriyle paylaşarak onlara sevgi göstermektir.

Umut etmek, sevgiliniz yokken varmış gibi düşünmek, saçlarının lülesini, gözlerin rengini,yürümesini, gülmesini ve başını göğüs kafesinize gömmesini hayal etmektir…

Özcesi; umut etmek koşullar ne olursa olsu hala nefes alıyor, dolayısıyla yaşıyor olmayı önemsemek, derdi tasayı bir kenera itmektir.

Umutsuzluk ise tam tersidir.

Umutsuzluk hayatın anlamını yitirmek, hayata ve kendine küsmektir.

Yaşama sevincini köreltmek, yaşarken daha hayata dair bütün beklenti ve hayalleri  öldürmek, ölmeden ölmek demektir.

Umutsuzluk kişinin başına en gelmiş büyük felakettir.

Bois, ’umudunu kaybetmiş birinin kaybedecek başka bir şeyi yoktur’ derken bunu kastetmektedir.

Ancak hayat elbette her zaman düz bir çizgi üzerinde ilerlemiyor. Hayat gemisi  her zaman dingin denizlerde seyretmiyor, yer yer fırtınaya da yakalanıyor.

Kişi de her zaman umutlu olamıyor. Kim olursa olsun kimse umudunu uzun süre koruyamıyor.

Hayat inişli çıkışlı yaşandığı, zaman kişiye bazen acı, bazen neşe taşıdığı içindir  gün oluyor sevinç,  gün oluyor keder kapıya dayanıyor.

Olaylar  zaman zaman hayatın  ‘ayarını’ bozuyor.

Olumlu gelişmeler umut, neşe ,yaşama çoşkusu , mutluluk yaratırken, olumsuzlar acı, umutsuzluk, karamsarlık, mutsuzluk ve huzursuzluk yaratıyor.

Olumsuz gelişmeler kiminin umutsuzluğa düşmesine neden oluyor. Umutsuzluk kısa sürede aşılamazsa karamsarlığa, mutsuzluğa ve huzursuzluğa dönüşüyor.

Böyle biri  kendini yalnız, çaresiz, işe yaramaz hissediyor ve giderek hayata küsüyor.

Ruhuna çöken karanlığa ve karamsarlığa  teslim olan, hayat dahil herşeyden çarçabuk vazgeçen böyle biri gün geliyor yaşamak dahi istemeyebiliyor.

Mevcut durumun geçeceği, zamanın yaşanan sorun her neyse bir biçimde çözeceği,  sıkıntının sona ereceği, dolayısıyla sabretmek ve dayanmak gerektiği  tavsiyesi böyle zamanlarda pek de etkili olmuyor.

Derin umutsuzluk yaşayan birinin uzman hekime görünmesi ve terapi desteği alması gerekiyor ancak bazıları buna da yanaşmıyor.

Kaldı ki terapi desteğinin kişinin bu sorunun üstesinden gelme eğilimi ve arzusu varsa bir yararı oluyor.

Görüldüğü gibi iş bir kez daha kişinin kendisine; ‘içsel değerlerine’ kalıyor.

Derin umutsuzluk yaşayan birinin çıkış yolu bulabilmesi için  her şeyden önce içinde hayata dair bir ‚değer ölçeğinin‘ olması gerekiyor.

Kişinin kendine bir ‚değer‘ vermesi ve verdiği ‚değere‘ sıkı sıkıya  sarılması gerekiyor.

Zira umutsuzluk ilk iş olarak kişinin kendi gözündeki değerini düşürüyor. Böyle biri kendini işe yaramaz, sevilmez, beğenilmez buluyor.

Kendinde kusur aramayı bir takıntı haline getiriyor. Bu da bıkkınlık ve bezginlik yaratıyor.

Bundan kurtuluşun yolu da kendini sevmekten ve kendi ‘değerini’ yüceltmekten geçiyor.

Kendini sevmek, kendine ‘değer’ vermek, umutsuzluğu yenmenin olmazsa olmazını oluşturuyor.

Öte yandan umutsuzluk içimizdeki olumsuz duygulardan besleniyor. Bunun için de koşullar ne olursa olsun olumlu düşünmek  gerekiyor.

Olumlu ve iyimser düşünmek, hayata her koşulda pozitif enerji vermek umutsuzluğa kapılmayı önlüyor.

Dolayısıyla  hayata bakış açısının değişmesi, negatiften pozitife doğru yeni bir perspektifin sağlanması kaçınılmaz oluyor.

Umutsuzluğu esas olarak olumsuz olaylar yaratıyor dedim ancak onu derinleştirense ‘geçmiş’ oluyor.

Umutsuzluk  geleceğe dair  ‘yıkıcı’ bir duygu olsa da  geçmişten de çok etkileniyor.

Umutsuzluk anında geçmişin bütün olumsuzlukları harekete geçiyor. Kişi onları hafızasında yeniden yaşıyor.

Geçmişin acıları aktüel olanlarla birleşiyor ve kişiyi bunalıma sürüklüyor.

Bu nedenle kişinin geçmişine dair sağlam bir ‘muhasebe’ yapması, ne yaşamışsa onunla barışması ve geçmiş yükünden kurtulması gerekiyor.

Geçmiş kadar kurtulması gereken  ikincisi önemli şeyse  ‘bağımlılık’dır. Bu da umutsuzluk yaratıyor.

Kişi birine, birşeye aşırı derece’ bağımlı’ yaşıyorsa, ondan uzaklaşması veya onu yirtirmesi halinde kolaylıkla umutsuzluğa kapılabiliyor.

Bu nedenle kişinin her türlü ‘bağımlılıktan’ azade bir yaşam sürmesi gerekiyor.

Kişi hayat içinde birilerine veya birşeylere elbette önem verecektir, vermelidir de ancak, bu önemi ‘bağımlılık’haline getirmemelidir.

 

Zira ‘bağımlılık’ kendine güven duygusunu zedeliyor ve dayanma gücünü zayıflatıyor

 

Aynı şekilde umutsuzluktan kurtulmak için ‘korku’lardan da kurtulmak gerekiyor.

 

‘Korku’ları bir kenara itmek, kendimize ve hayata güvenmek, başımıza gelen olumlu-olumsuz herşeyin ‘geçici’ olduğunu bilmek ve bazı şeyleri hayatın akışına terk etmek gerekiyor.

 

Özellikle de ‚ölüm korkusu’ndan çünkü ‚ölüm korkusu‘nun bazı kişileri derin umutsuzluğa ittiği gözlemlenmiştir.

 

Epikuros’un bütün zamanların en optimist sözlerini; ‚ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum‘ özdeyişini böylelerine hatırlatmak istiyorum..

 

Son olarak; herşey insanın kendini tanıması, yaşam amacını tanımlamasıyla ilgilidir.

 

Kendini, hayatı tanımak ve  anlamak, her an’a  anlam yüklemek, alışkanlıkları değiştirmek, değer yargıları, beklenti ve hayalleri durmadan yenilemek, her ‚anı’ gözden geçirmek ve hayatı ve kendimizi  her ‚an‘ yeniden üretmek gerekiyor.

 

Umutsuzluk’tan kutulmanın yolu böylesi bir farkındalık bilinciyle yaşamaktan geçiyor.

 

Üstadımız Yaşar Kemal’in deyimiyle ancak böyle biri ‚umutsuzluktan umut yaratabiliyor…‘

 

‚Umut yaratmak‘;  hayatı kendimiz ve çevremiz için bir armağana dönüştürmek anlamına geliyor…

 

08.01.10

gunayaslan@hotmail.de

Be Sociable, Share!