Semirasmis’ten Tamara’ya, Tamara’dan Nuda‘ya

Bir zamanlar denizlerin uzağındaki Asur ülkesinde güzelliği, zerafeti ve cesaretiyle dillere destan olan Semiramis adında bir kraliçe yaşardı.

Yaşamı boyunca sevdanın ve kavganın yolunda yürüyen Kraliçe Semiramis, Asur’un taş ve bakır ustalarıyle birlikte kurduğu Van şehrini aşkına adamıştı.

Güzeller güzeli kraliçenin bundan muradı; Van‘ın dünya durdukça durması, durmadan sevda çoğaltması, yarım kalmış sevdasını sonsuzluğa taşımasıydı.

Van kurulduğu o günden bugüne kuruluş amacına uygun yaşadı.

Etrafı sur gibi sıra dağlarla çevrili bu şehir doğanın renkli döşeğinde durmadan sevda çoğalttı. Her fırsatta da halkını sevda yolunda ayaklanmaya zorladı.

Bu sayede aydınlık karanlığa, iyilik kötülüğe, sevgi de nefrete karşı zaferler kazandı. Zamanla da zaten Van, sevdanın ve kavganın kenti olarak kendine tarih içinde saygın bir yer açtı.

Dağlarında kan güllerinin açtığı, ovasından düğün çiçeklerinin fışkırdığı, gölünde hırçın dalgaların çatıştığı, doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine her yanını bitki kokusunun sardığı ve her mevsimde umut tomurcuklarının patlatıldığı Van’da Semiramis’in bayrağını Tamara devraldı.

Yarım kalmış sevdaların adası, gümüş kanatlı martıların yuvası ve yaşanmamış düşlerin dünyası Ahtamar adasında yaşayan ve aşkı yolunda ölümü kucaklayan Tamara’nın adı gökyüzünde asılı kaldı

‘Ahh Tamara’ çığlıkları yürekleri dağladı.

Tamara ki tanrıçaların dengiydi. O, ruhu evrenin ruhuyla bütünleşmiş bir Ermeni güzeliydi.

Tamara; saf sevgiyi ve saf gerçeği yüreğinin derinliğinde taşıyan bir sevda perisiydi.

Van gölünün incisi, Vanlıların gözdesi, Ermeni taş işçiliğinin şahaseri Ahtamar kilisesinde yüz yıllar boyu yarım kalmış bütün sevdalar için mumlar yakıldı.

Ne var ki ve ne aci ki tarihin utanç dolu bir döneminde sevdaya ve kavgaya dair bütün izler bir bir kazındı.

Van aşktan aldığı güçle direndi ancak başaramadı.

Onun bıraktığı yerden bayrağı ise Nuda devraldı.

Semiramis ile Tamara’nın mirası Nuda’ya kaldı.

Nuda ki bir dağ ceylanı, hayatın Kürtlere armağanı, halkının gurur kaynağıydı.

Asi rüzgarlar onun soluğu, yağmurlar gözyaşları, bulutlar saçlarıydı.

Hayat onun dudaklarında, özgürlük doruklarındaydı. Gözlerinde yıldızlar, yüreğinde ölümsüz aşklar yanmaktaydı.

Nuda; dağların kızı, hayatın anlamı, yarım kalmış sevdaların ilham kaynağıydı.

Nuda; insan olma onurunu ve çoşkusunu paylaşmanın, hayatı sevda yolunda kutsamanın ve yüreği haklı kavgada arındırmanın adıydı.

Nuda; rengi, dili, dini ne olursa olsun insana saygı duymanın, geleceği sevgiyle ve kardeşlikle kurmanın, evrenin ruhunu özgürlükle taçlandırmanın adıydı.

O da aynı kaderi yaşadı; parçalanmış rüyalar gibi onun da hayata en güzel çağında kozmosa dağıldı..

Semirasmis’ten Tamara’ya, Tamara’dan Nuda’ya Van’ın adının geçtiği her yerde tutuşan bir acı kaldı… gunayaslan@hotmail.de

Arşivden…

Be Sociable, Share!