Sizin artık bir ülkeniz ve aileniz olmayacak…

 Eski çağların birinde denizlerin ortasındaki bir ada ülkesinde farkındalık bilincine sahip gönlü yüce bir kral yaşardı. Kudretli bir orduya,  güçlü ve sadık bir halka,  bereketli geniş topraklara sahip olan kral, nedenle sonuç arasında kopmaz  bir bağ olduğunun farkındaydı.

İnsanın, doğanın,  toplumun ve dünyanın yaşamına yön veren evrensel bu kural yüzünden  kendisi, ülkesi ve çevresiyle ilgili her gelişmeye duyarlı yaklaşır, her şeyi sorgular, anlamaya  ve anlamlandırmaya çalışırdı.

Günlerden bir  gün kral, ülkesinin bilge kişisi olan Haritacı’yı yanına çağırdı. Halkı ve ülkesi için duyduğu kaygıları onunla paylaştı.

Düşman saldırılarının ülkede yarattığı huzursuzluğu, halkın her geçen gün artan tepkisi ve öfkesini anlattı.

Yakın gelecekte kötü şeylerin yaşanacağının farkında olan kral, Haritacı’ya, ‘ülkemi ve ailemi nelerin beklediğini öğrenmek istiyorum’ dedi.

‘Bu sayede belki kötü gidişatın önüne geçebilirim’…

Bilge Haritacı nesiller boyu haritacılık yapmış bir ailenin son temsilcisiydi.

O olacakları önceden öngörebilme yeteneğine sahip bütün müneccimlerin, remilcilerin ve habercilerin bilemeyecekleri her şeyibilirdi.

İnsanın doğumdan ölümüne kadar geçen zaman içinde başına nelerin geleceğini haritasına bakar söylerdi.

Haritacı krala cevap vermedi…

Bir süre sessiz kalmayı tercih etti. Fakat kral üsteledi. Haritacı baktı olacak gibi değil, itiraz  etti:

‘Gönlü yüce kralım, herkes haritasında nelerin yazıldığını, hangi çizgide hangi gizin saklandığını yaşayarak öğrenmelidir…‘

‘Önceden bilmek her zaman iyi değildir‘ diyerek  bir de üstü kapalı sitem etti.

Kral buna rağmen arzusundan vazgeçmedi.

‘Kaderimizi değiştirebilmemiz için ne yazıldığını önceden bilmemiz gerekir‘ dedi.

Kralın bu sözleri Haritacı’yı tatmin etmedi ama, birşey de demedi; Krala karşılık vermedi.

Gördüğü kadarıyla kral endişeli ve çaresizlik içindeydi.

Bunu fark eden Haritacı bir daha susmayı tercih etti.

Sustu ve kendi içine çekildi…

Uzunca bir süre sessizlik içinde geçtikten sonra söze Haritacı girdi.

‘Yüce kralım, yaşanması gerekeni engellemek için boşuna çaba harcama ve bunun sadece seninle ilgili olduğunu da sanma; sen bütünün bir parçasısın, bütün değişiyor, sen de değişeceksin…‘

‘Kimse yazgısından kaçamaz, yaşanması gereken yaşanacaktır, bunu kalenderce kabul etmemiz gerek…

Ne ki bu sözler de kralı ikna etmeye yetmedi.

Farkındalık bilincine sahip çaresiz kral, Haritacı‘nın başka bir söz etmesini istemedi. Kesin bir dille ‘bir sene içinde bu işi hallet‘ emrini verdi.

Ve, aradan tam bir sene geçti…

Haritacı bir sabah koltuğunun altına yerleştirdiği iki tomar haritayla çıkıp geldi.

İnce ruhlu bilge Haritacı, haritalardan birini sessizce kralın masasının üzerine serdi.

O andan başlayarak kralın başına bundan böyle nelerin geleceğini haritaya bakarak tek tek söyledi.

Duydukları karşısında kralın hissettiği acı çok derin ve çok da keskindi.

Haritacı, krala bir hafta sonra sefer emri vereceğini, on gün sonra düşmanla ilk çarpışmanın gerçekleşeceğini, tahtın tek varisi olan kralın biricik oğlunun ilk çarpışmada öleceğini, savaşın giderek şiddetleneceğini, şiddetli savaşın beş ay süreceğini, sonunda kralın yenileceğini ve savaş meydanında öleceğini söyledi.

Keskin ve derin acının canını yaktığı kral öğrendikleri karşısında ne diyeceğini bilemedi.

Sadece, ‘ya ülkem, ya ailem?‘diyebildi.

Haritacı gözlerini haritasından ayırmadan, ‘senin artık bir ülken ve bir ailen olmayacak‘ karşılığını verdi.

Kral artık sözün bittiği yerdeydi…

Sonunda kaderinde nelerin yazıldığını öğrenmişti. Şimdi öğrendikleri ona işkence etmekte, acı içinde kalmış yüreğini inim inim inlemekteydi.

Derken aklına bir fikir geldi.

Haritacı’ya, ‘kaderimde ne yazıldığını bildiğime göre onu değiştirebilirim‘ dedi.

Ardından vezirlerine düşmana barış elçileri gönderilmesi emrini verdi. Asla savaş kararı vermeyecek, barışta sonuna kadar ısrar edecekti.

Doğrusu kralın sevinci görülmeye değerdi. Onun bu halini gören Haritacı acı acı gülümsedi.

‘Acele etme kralım‘ dedi ve masaya ikinci haritayı serdi.

‘Savaştan vazgeçtiğin için oğlun ve komutanların sana isyan edecek, ordun ve halkın ikiye bölünecek, on gün sonra iki kesim arasında şiddetli bir çarpışma yaşanacak, bu çarpışmada oğlun ölecek. Ayrıca düşman senin barış önerini reddedecek ve ülkeni işgale yönelecek, düşmanla savaşın beş ay sürecek ve sen yine yenilecek ve öleceksin…‘

Umudu tükenen kral, ‘ya bizim seçme hakkımız, nerde kaldı irademiz?‘ diye isyancıl bir soru yöneltti.

Haritacı bu soruya ‘sınırlı koşullar sınırlı seçimler üretir ‘ cevabını verdi.

Kaderinde yazılı olanı kabul etmek istemeyen kralın kalbi yerinden fırlayacak hale gelmişti.

Bunu  farkeden Haritacı, ailesine ve ülkesine tutkuyla bağlı olan krala, mevcut olanın ötesine geçmeyi ve bütünün bir parçası olarak yaşanması gerekeni kabul etmeyi öğütledi.

Kral, Haritacı’yı evine gönderdi.

Sonra da odasına çekildi. Orada gece boyunca durumu gözden geçirdi.

Sabah ilk iş olarak da ordusuna savaşa hazırlık emrini verdi. Savaşı hiçbir zaman istememiş kral, savaş ilan etmişti…

Derken sefer günü de geldi.

Kral ilk çarpışmada ölecek olan oğlunu yanına alarak ordusuna ve halkına şöyle seslendi:

‘Sizin artık bir ülkeniz ve bir aileniz olmayacak fakat, cesaretiniz ve özveriniz sayesinde gelecek kuşakların özgür bir ülkeleri ve mutlu bir aileleri olacak…‘

Kobané’de hayatlarını kaybedenlerin anısına…

gunayaslan@hotmail.de

03.12.14

Be Sociable, Share!