Eski Yazılar (2): NATO ve Kürdistan

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından NATO’nun meşruiyeti sorgulanmaya başlandı.

Ne de olsa reel Sosyalizm çökmüş, Sovyetler Birliği’nin başını çektiği Sosyalist kamp dağılmış, NATO’nun varlık nedeni  olan Komünizm tehlikesi ortadan kalkmıştı.

Bu yüzden geleneksel politikasını değiştirmek zorunda kalan NATO küresel çağa uygun yeni  bir misyon üstlenmenin arayışına başladı.

1991 yılında Roma Zirve’sinde bu yönde önemli adımlar atıldı. NATO dünyanın değişen şarlarına uygun olarak kendini yeniden tanımladı ve ittifakın devamına olanak sağlayan ‘yeni tehdit’ algıları yarattı.

Amerika’nın Yeni Dünya Düzeni stratejisi doğrultusunda  yeniden yapılandırılan NATO, 1999 Washington Zirvesi’ne kadar önemli mevziler kazandı.

10 yıl içinde Doğu Avrupa’nın eski Sosyalist ülkelerinin tamamına yakını Batı sistemine katılmış, Yugoslavya parçalanmış, Körfez Savaşı’yla Ortadoğu’nun dengeleri kökten sarsılmış, Avrasya’ya giden yolda önemli avantajlar sağlanmıştı.

Bu kazanımlar ışığında yapılan 1999 zirveside NATO yeni tehditleri 16 başlık altında topladı…

Buna göre ; 1- Köktendincilik! 2-Siyasi ve ekonomik istikrarsızlık! 3- Kitle imha silahları ve uzun menzilli füzelerin yayılması. 4- Etnik ve mezhep çatışmaları. 5- İttifak dışı nükleer güce sahip ülkeler. 6- Enerji yollarına dönük tehditler. 7- Yüksek silah teknolojisinin yayılması. 8- Uluslararası sabotaj ve organize suçlar. 9- Kontrol edilemeyen kitlesel göçler. 10- Serbest piyasa ekonomisine dayanan uluslararası politik düzenin iflası. 11- Başarısız reformlar. 12- Merkezi devletlerin çökmesi. 13- Uluslararası terörizm. 14- Yaygın insan hakları ihlalleri. 15- Kara veya arazi parçalarına ait anlaşmazlıklar. 16- Uyuşturucu ve silah kaçakçılığının yayılması NATO’nun görev alanındaydı.

Yeni konsept NATO’yu  ‘savunma örgütü‘  olmaktan çıkarmış, ‘saldırı örgütü‘ yapmıştı.

Bu dünya geneline dönük bir saldırganlık olacaktı. NATO bundan böyle Batı çıkarlarına uygun global dengelerin kurulması çabasına aktif olarak katılacaktı.

NATO’nun patronu Amerika  Avrasya’da üstünlük peşinde koşmaktaydı. Buradaki enerji havzalarını denetime alacak, kendi çıkarlarına uygun dengeler kuracaktı. Bunun için uzun vadeli planlar yapmıştı.

16 tehdidin tamamın yakını da buradaydı. Afganistan- Lübnan hattında kıyasıya süren nüfuz savaşları yaşanmaktaydı. Bu da Kürtleri ve Kürdistan’ı kaçınılmaz olarak önemli kılmakta, öne çıkarmaktaydı.

Soğuk Savaş sonrası  Ortadoğu çatışmanın merkezi haline gelmişti. Bu bölge sahip olduğu ekonomik, siyasi, kültürel vd. birikimleri nedeniyle stratejik öneme sahipti. Bu yüzden zaten global dengenin temelindeydi.

Kürdistan; İran, Irak, Türkiye ve Suriye’nin ‚içinde‘ bir ülke olduğu ve 40 milyona yaklaşan nüfusuyla Kürt halkı da kendi kaderini belirleme mücadelesinde önemli aşamalardan geçtiği için kilit konuma gelmiş, jeopolitik önemi yükselmişti.

Bundan önce Ortadoğu’da kurulan bütün dengelere kurban edilen Kürt halkı, geçen yüzyılda direnişle elde ettiği kazanım ve birikimleri sebebiyle bugün kurulmakta olan dengenin odağına yerleşmişti.

Ortadoğu’da kurulacak olan dengelerin odağındaki Kürdistan artık bölgesel istikrarın anahtarıydı. Yeni denge ya Kürt ve Kürdistan sorunu çözümü üzerine oturacak  ya da kurulamayacaktı.

Herşey bu kadar açıktı…

Bu bilindiği için daha NATO’nun yeni misyonlar yüklenmeye çalıştığı  dönemde (1991) Körfez Savaşı’yla birlikte Irak Kürdistanı’nın önemli  bölümü özgürleştirilmiş ve çok uluslu gücün koruması  altına alınmıştı.

1999 zirvesinde ise sıra Irak’ın işgaline gelmişti. Burada Türkiye’ye önemli rol verilmişti. Bu ülkeye PKK’nin ve Öcalan’ın tasfiyesi  için aktif destek bu nedenle verildi.

Amerika Öcalan’ı bu yüzden Türk devletine teslim etti. Bu arada bölge Kürtleri de Barzani liderliğinde birleştirildi ve bölgesel dengenin önemli bir aktörü haline getirildi.

Türkiye kendisine verilen rolü kabul eder görünerek PKK ve Öcalan konusunda istediği desteği elde etti ancak, ardından yan çizdi.

ABD-TC ilişkileri bu yüzden gerildi. Sonunda Amerika onun başına çuval geçirdi.

Soğuk Savaş döneminde NATO  Kürtleri ve Kürdistan’ı denetim altında tutma görevini Türk devletine vermişti. Bu mesele Kontr-gerilla’nın inisiyatifindeydi. NATO, Kontr-gerillanın inkar ve imha siyasetini her aşamada destekledi.

Soğuk Savaş’ın ardından NATO’nun Kürt siyaseti de değişti.

Amerika  Avrasya hesapları nedeniyle Kürtleri yanına çekmeyi tercih etti. Fakat Türkiye bunu kabul etmedi ve buna karşı  direndi. Hatta NATO’dan çıkacağı restini bile çekti. Ancak bu rest söylemden öteye geçmedi.

Türk devleti bölgede yeni bir aktör (Kürt) istemiyor. Kürtlerin ve Kürdistan’ın özgürleşmesine karşı çıkıyor. Bu da NATO’yla  olan ilişkilerini geriyor. TC-NATO gerilimi asıl buradan kaynaklanıyor.

NATO şimdi yeni bir konsept kabul ediyor. Hafta sonu Lizbon’da ele alınacak olan yeni konsept  2020 yılı hedeflerini kapsıyor. Füze Kalkanı Projesi burada önemli bir yer tutuyor. Türkiye’nin Batı ittifakı içinde kalabilmesi için buna evet demesi gerekiyor.

Bağımsız bir Kürt devletine karşı çıkan bu nedenle İran’la ortak cephe kuran Türkiye ise Kürtlerin kendisine bırakılması şartıyla NATO’ya evet diyeceği, İran’ı terk edeceği izlenimi veriyor.

Ne ki bu pek mümkün görünmüyor. NATO geçmişte olduğu gibi sadece PKK konusunda sınırlı destek verebilir, o da kesin görünmüyor.

Lizbon Zirvesi öncesi NATO Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’ye ‘barış ödülü’ verme kararı aldı. Ödülü ‘Kürdistan’da farklı kültürlere, fikirlere ve dinlere karşı gösterilen büyük saygıya’ bağladı. Bu Türkiye’ye açıktan bir mesaj anlamına geliyor.

TC-ABD ilişkilerini gergin olduğu 2006 yılında da Amerikalı diplomat Holbrooke, ‘Türk işgaline karşı NATO güçleri Kürdistan’a konuşlansın’ çağrısı yapmıştı.  Amerikalı Profesör Barkey de PKK gerillalarının peşmerge ordusuna katılması gerektiğini yazmıştı. Türk Başbakanı Erdoğan’sa ‘NATO gelsin PKK’yle savaşsın’ diyor.

İsviçre’de yaşayan bir Kürt okursa  ’bölgemizde kalıcı barış ancak Kürt ordusu NATO ‘ya katıldığında sağlanır’ diyor ve bunun 2025 yılında gerçekleşeceğini iddia ediyor.
Bütün bunlar NATO ve Kürdistan ilişkisinin daha çok konuşulacağını gösteriyor.

17.11.10

gunayaslan@hotmail.de

Be Sociable, Share!