Musul Operasyonu başlarken

Dünya yeni bir çağa geçiş sürecinin ortaya çıkardığı çelişkilerin, çalkantı ve çatışmaların sarsıntılarını yaşıyor!  Geçmişten gelen kronik sorunlar ile geçiş sürecinin ortaya çıkardığı yeni sorunların iç içe geçtiği günümüzde çelişkilerin, çalkantı ve çatışmaların neden olduğu sarsıntıların en şiddetlisiyse Ortadoğu‘da yaşanıyor.

Küresel denge arayışın odak noktasındaki bu bölge küresel güçlerin yönlendirdikleri etnik, dini, mezhepsel ve kültürel çatışmaların girdabında yeni bir yıkıma sürükleniyor.
Sahip olduğu zenginlikleri ve stratejik önemi yüzünden tarihsel süreç boyunca egemenlik savaşlarının alanı olan, sürekli işgal girişimlerine maruz kalan Kavimler Kapısı ve kimlikler deryası Ortadoğu günümüzde tarihinin en kanlı ve en karanlık dönemini yaşıyor.

Bölgeyi kendi çıkarları ekseninde yeniden şekillendirmeye çalışan küresel güçler bölgenin ezilen halklarını kimlik savaşlarında tüketen acımasız bir kaos siyaseti izliyor.
Bölge hakları sahip oldukları etnik, dini, mezhebi kimliklerin tutsağı haline getirildiği için de bu kanlı tuzaktan çıkış -ne yazıkki- mümkün görünmüyor.

Kaos siyasetinin bölgede yeni dengeler kuruluncaya; küresel sistem bölgeyi kendi çıkarları ekseninde yeniden yapılandırıncaya kadar devam ettirileceği anlaşılıyor.
Bundan 100 yıl öncesi olduğu gibi günümüzde de yeni jeopolitik denklemin yıkımla kurulacağı ve bölgenin önümüzdeki on yıllarda da kan revan içinde kalacağı görülüyor.

Öte yandan bugün kaos yaratan ve bölgeyi kaos eşliğinde ‘yeniden yapılandırmaya‘ çalışan küresel güçlerin başını Amerika çekiyor.
100 yıl öncesi İngiltere’nin yaptığını şimdi Amerika yapmaya; bölgede kendi çıkarlarını esas alan yeni bir denklem kurmaya çalışıyori…

,Bundan 100 yıl önce İngiltere, Fransa’yla yaptığı Sykes-Picot Antlaşması‘na (1916) dayanarak sınırlarını cetvelle çizdiği yapay devletler yaratmak ve buralarda işbirlikçi rejimler kurmak suretiyle Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmiş; kendi çıkaları ekseninde bölmüş ve yönetmişti.
Bu yüzden bölgede bir asır kan revan içinde geçti. Ayrıca bugün yaşadığımız birçok mesele gibi Musul meselesinin de tohumları o dönemde ekildi.

Musul bundan 100 yıl önce halkının çoğunluğunun Kürt olduğu; Kürtlerin, Arapların, Türklerin (Türkmen), Asuri Süryanilerin vd. barış içinde birarada yaşadıkları multi kültürel bir şehirdi.

Kadim (Ninova) bir şehirdi. İnsanlığın beşiği Mezopotamya’nın kalbiydi. Sümer, Akkad, Hurriler, Babil,

Asur, Medler, Safeviler, Araplar derken birçok uygarlığa ev sahipliği etmişti.
1530’lu yılların ortalarında ise Osmanlı’nın egemenliğine girmişti.

Her ne kadar bölge Çaldıran Savaşı’yla (1514) Osmanlı egemenliğine girmiş olsa da, Kanuni Sultan

Süleyman’ın 1534 yılındaki Bağdat seferiyle fiili durum resmileşmişti.

Osmanlı ilk başlarda Bağdat’ın daha sonrasındaysa Diyarbakır’ın hakimiyetine verdiği Musul’un idaresini 1864 yılında özerk bir eyalet olarak düzenledi.

Günümüz Güney Kürdistanı’nı içeren toprakların idaresini Musul’a veren Osmanlı’nın hakimiyeti 1534’ten İngiltere’nin Musul‘u işgal ettiği 1917 yılına kadar devam etti.

1917 baharında İngiltere Basra ve Kerkük’ün ardından zengin petrol yataklarına sahip Musul’u da işgal etti.
İşgalle birlikte buralarda yaşayan Kürtleri, Türkmenleri, Şii ve Sunni Arapları Mezopotamya Manda İdaresi altında –zorla- birleştirdi.

Ardından bu bölgeleri kapsayan Irak adında yapay bir devlet inşa etti. Devletin başına da Şam’dan getirttiği Haşimi ailesinden Kral Faysal’ı geçirdi.
Şii Araplar ve Kürtler Irak devletini kabul etmediler; İngilizlere direndiler fakat, güçler dengesi eşit değildi; yenildiler.

Şiiler‘den ve Kürtler’den önce Osmanlı da İngilizler karşısında yenilmiş ve yaklaşık 400 yıldır yönettiği Ortadoğu’dan geri çekilmişti.

İngiltere, çok uluslu, çok dinli ve çok kültürlü Osmanlı’nın kalıntıları arasında etnik temele dayalı olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne de boyun eğdirmişti.

Mustafa Kemal öncülüğündeki Cumhuriyet, İngilizler’in dayatmaları sonucu bölgedeki haklarından vazgeçmiş, Musul’u İngiltere‘ye vermiş ve bölgeye sırt çevirmişti.

Oysa Musul, Mustafa Kemal’in de sık sık dile getirdiği gibi ‘Akdeniz’den İran sınırına kadar uzanan

Misak-i Milli‘ sınırlarının içindeydi. Dolayısıyla vazgeçilmezdi.

Fakat Kemalist elit Türklerle-Kürtlerin yaşadığı topraklarının tamamını bu sınırlar içinde görmesine ve

Milli Mücadele döneminde Kürt-Türk ittifakı temelinde bir siyaset izlemesine rağmen, savaş sonrası Kürdistan’ın bölünmesine; Osmanlı’nın Musul Eyaleti’nin elden gitmesine rıza gösterdi.

Yetmezmiş gibi de içeride Kürtlere yönelik inkar ve imha siyaseti izledi…

Ne var ki İngiltere’nin başını çektiği İtilaf Devletleri‘nin 1’inci Paylaşım Savaşı sonrası Ortadoğu‘da kurdukları sistem Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte çöküşe geçti.

Tüm dünyada olduğu gibi Ortadoğu’da yeni denge arayışları mevcut dengeleri alt-üst etti.
Yeni durum dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi Ortadoğu’da da statükoyu çöküşe sürükledi ve 1991 yılındaki

Körfez Savaşı‘yla birlikte Sykes-Picot düzeninin sonuna gelindi.
Amerika’nın Irak’ı işgaliyle birlikte Ortadoğu’da yeni dengelerin kurulması kaçınılmaz hale geldi.

Bölge rejimlerin değişeceği, sınırlar yeniden çizileceği, dolayısıyla yeni dengelerin inşa edileceği kaotik bir döneme girdi.

Geçmişin kronik sorunlarıyla yeni dönemin ortaya çıkardığı sorunlar iç içe geçti ve birbirini etkilediği Ortadoğu’da temel sorunlardan biri de Musul Meselesi’ydi.
Ortadoğu’da yerleşik dengelerin çökmesinin ardından birçok sorun gibi 100 yıllık Musul Meselesi de bütün şiddetiyle geri getirdi.

Musul Meselesi bütün şiddetiyle geri geldi ve tıpkı 100 yıl öncesinde olduğu gibi bölgenin kaderi yine Musul’da düğümlendi.
Musul (Halep’le birlikte) Irak ve Suriye’nin; dolayısıyla da bölgenin yeniden yapılanmasının ‘merkez üssü‘ haline geldi.

Ortadoğu’da egemenlik ve etkinlik savaşı veren bütün küresel ve bölgesel güçler bu yüzden Musul’un etrafında mevzilendi.

Musul’da bu sabah başlayan operasyonla sadece IŞİD’le bir savaş yaşanmayacak, bölgesel ve küresel birçok gücün bileşeni olduğu IŞİD üzerinden yeni egemenlik ve etkinlik savaşları yaşanacak.

Amerika-Rusya krizi, Amerika‘nın Çin ve Avrupa’yla ilişkileri, tarihi Osmanlı-Safevi (Türk-İran) rekabeti, bölgeyi kan gölüne çeviren Şii (İran)- Sünni (Arabistan) gerilimi ve bölgenin Büyük Kürdistan meselesi derken sorunların körüklediği Musul savaşı derinleşecek.
Ve elbette şehir kısa vadede kimin eline geçerse geçsin görüldüğü kadarıyla Musul savaşları uzun sürecek.

Zira ufukta kimse için kısa erimde kalıcı bir zafer görünmüyor.

Musul’un kaderini ve geleceğini küresel ve bölgesel güçler arasındaki çelişkiler, ilişkiler, çalkantı ve çatışmalar belirleyecek.

Son olarak: Musul Meseli‘nin Şengal’in kaderi, Erbil’in güvenliği ve hem Kürt-Kürt (PKK-KDP) hem Kürt-

Türk ilişkilerinin geleceği, hem de Türkiye’nin iç dengeleri açısından birçok anlamı ve ciddi önemi var.

Gelecek yazıda bu konuyu ele elmaya çalışacağım…
gunayaslan@hotmail.de
17.10.2016

Be Sociable, Share!