Kürdistan’dan Kenya’ya Öcalan Operasyonu

1990 yıllarında başlayan ve Kürt tarihine ‘Serihildan’ olarak geçen süreçle birlikte Kürt sorunu Türkiye sınırlarını aşmaya, uluslararasılaşmaya başlamıştı. Birkaç yıl içinde de dikkatler bu sorunu gündeme taşıyan PKK’nin lideri Öcalan’ın ve onun ikamet ettiği Suriye’nin üzerinde toplanmıştı.

Türk devleti, PKK ve liderinin adının geçtiği her yerde Suriye devletini de gündeme getiriyor, bu ülkeye karşı uluslararası demokratik kamuoyu nezdinde tepki oluşturmaya çalışıyor, Amerika’dan ve Avrupa Birliği ülkelerinden yaptırım talep ediyordu. Bir yandan bunu yapıyor, diğer yandansa Suriye’de suikastler ve bombalama eylemleri düzenliyordu.

 6 Mayıs 1996 günü Şam’da yapılan bombalı saldırı böylesi bir amaç taşıyordu. O gün PKK’nin ‘ Türkçe okulu’ adı verdiği ve 300’e yakın savaşçı adayının teorik ideolojik eğitim aldığı, büyük ve bakımlı bir bahçesi olan müstakil evin yakınlarına park edilen bomba yüklü minibüs uzaktan kumandayla patladıldı. Minibüsün park ettiği yer Öcalan’ın geçiş güzergahıydı. PKK lideri o gün okula gelmemişti ancak mesaj da alınmıştı.

 Suriye üzerindeki Türk  baskının artacağının ve Esad yönetimin uzun süre dayanamayacağının farkına varan Öcalan alternatif aramaya başladı. Onun amacı herşeye rağmen Ortadoğu’da kalmaktı. Öcalan’ın Ortadoğu’dan çıkmak ya da savaş bölgesinden uzaklaşmak gibi  bir düşüncesi yoktu.

1997 yılında PKK Konseyi iki koldan çalışma başlattı. O dönem üzerinde çalışılan iki ülke vardı. Bunlardan biri  İran, ötekisi Irak’tı. PKK Başkanlık Konseyi’nin bir üyesi İran’lı yetkililerle bu konuda uzun görüşmeler yaptı. Ancak bu görüşmelerden olumlu sonuç çıkmadı. PKK’yle iyi ilişkiler içinde olan İran, Öcalan’ın gelmesi talebine sıcak bakmadı.

Irak’ın ise derdi başından aşkındı. Ülkenin güneyi ve kuzeyi Çekiç Güç’ün koruması altındaydı. Saddam yönetimi orta sıkışıp kalmıştı. Ayrıca Türkiye ihtiyacı vardı. Bu nedenle PKK’nin talebine evet demekte zorlanıyordu.

Fakat, göz yumabilirdi.

Zira,on bini aşkın Kürt mültecinin kamp kurduğu Mahmur ilçesi merkezi yönetimine bağlıydı. Öcalan’ın burada kalmasına göz yumabilirdi ancak elbette çok riskliydi.

 Bu arada zaman akmış, 1998 ilkyazında Şemdin Sakık’ın yakalanmasının ardından ‘Apo Operasyonu’ için düğmeye basılmıştı.  

Türk devletinin Öcalan’ın yakalanması amacıyla uluslararası komplonun startını verdiği ve ilk elden Suriye üzerindeki baskıları yoğunlaştırdığı günlerde, PKK lideri Öcalan da mücadeleyi siyasi alana taşımak amacıyla yeni bir hamle yaptı. Devlet içindeki bazı kesimlerin de önerilerini dikkate alarak  1 Eylül 1998 gününden geçerli olmak üzere yeni bir ‘ateşkes’ başlattı.

 Ancak Ankara’daki genel eğilim bugün olduğu gibi o gün de sorunun siyasal zemine taşınmasından yana değildi.  Ankara bu yüzden gerilimi tırmandırarak Suriye’yi hedef haline getirdi.

 Türkiye uzun yıllardır Suriye’yi tehdit ediyor ancak sonuç alamıyordu. Fakat bu kez hazırlıklarını baştan yapmış, savaşı dayatır olmuştu. 16 Eylül 1998 günü Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş, Suriye’yi sınırda açıka tehdit etti ve ‘sabrımız taşmıştır’ dedi.

 Baskılar yoğunlaştı. Arap dünyası Türk tehdidi karşısında Esad yönetimini yalnız bıraktı. Arap liderlere göre Kürtler yüzünden Türklerle sorun yaşananmamalıydı.

 Sonunda Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek devreye girdi ve Esat ikna edildi. Baas Partisi’nin Eylül sonunda yapılan gizli merkez toplantısında Esad, Öcalan’ın Suriye’den ayrılmasını istedi. Dönemin İçişleri Bakanı Abdulhalim Haddam bu kararı Öcalan’a bildirdi. 

Durumun farkında olan Öcalan bu gelişmeye hazırdı. PKK de gereken önlemleri almaya başlamıştı. Hazırlıklar aşağı yukarı tamamlanmıştı. Mahmur’da Öcalan için bir ev yapılmıştı.

 Öcalan’ın geçeceği yollara da güvenlik çıkarılmıştı. Öcalan, Birleşmiş Millet güvencesi altında Mahmur’da kalacak, gerekli olduğu anda özgür Kürdistan dağlarına ulaştırılacaktı. 

Ne var ki 6 Ekim günü Öcalan’ı Atina’dan Yunanlı parlamenter Kostas Baduvas aradı. Baduvas bir hafta önce Şam’da görüştüğü Öcalan’ın Yunanistan’a gelip gelemeyeceği konusunda araştırma yapmaktaydı. Telefonda ‘herşey tamam, gelin’ dedi. 

Baduvas’ın devletinden aldığı güvenceyle kendisini çağırdığını düşünen Öcalan, bu gelişme üzerine ülkeye gitmekten vazgeçip, Atina’ya gitti. Baduvas telefon etmese ve ‘gel’ demese Öcalan Kürdistan’a geçecekti. 

Bu sayede Kürt sorununu siyasal zemine taşıyabilirim düşüncesiyle ülkeye gitmekten vazgeçen Öcalan, 9 Ekim günü gittiği Atina’da tam tersi bir durumla karşı karşıya geldi. Yunanistan onun ülkeden çıkmasını istedi. Baduvas orada değildi ve Yunan gizli servisi Öcalan’ı konuk etmek istemiyordu!

Öcalan birkaç saat içinde Rusya’ya gönderildi. 

Ancka kısa sürede Rusya’da olduğu deşifre edildi ve Amerika harekete geçti. Rusya üzerindeki ABD baskısı da sonucu verdi. Duma iltica vermesine rağmen Rusya yönetimi Öcalan’ı kabul etmedi. 

Öcalan Rusya’dan -12 Kasım- İtalya’ya geçti. Aslında ülkeden sonra İtalya gidilecek en uygun yerdi. Kürtlerin bu ülkeyle ilişkileri iyiydi ve üstelik 32 milletvekili yazılı bir açıklamayla Öcalan’ı davet de etmişti. 

Dalema Hükümeti önceleri bu daveti sahiplendi. Amerika ve Türkiye’nin baskısına da direndi fakay, Avrupa Birliği İtalya’ya destek vermedi. 

Almanya Öcalan hakkındaki tutuklama kararını kaldırarak İtalya’nın tavrına darbe indirdi. Artan baskılar sonunda İtalya da pes etti. Delama bu kez, ‘Öcalan kalırsa yargılanacak’ dedi.

Ne ki buna rağmen genel eğilim Öcalan’ın İtalya’da kalması şeklindeydi. Örgütü ve dostları bunu istemekteydi. 

Fakat daha önce yazdığım gibi devreye yeniden Rusya girdi.  Öcalan’a –sözde- güvence verdi. Bunun üzerinde Öcalan yeniden Rusya’ya -16 Ocak- gitti. Gider gitmez de derdest edildi ve Tacikistan’a gönderildi. 

Bu arada Amerika’nın talebiyle Türk ve Yunan istihbaratlarının başkaları Viyana’da biraraya geldi. Amerika,Türkiye ve Rusya’nın anlaşmasına göre Öcalan Yunanistan’a gönderilecekti. Sonrası artık Türk ve Yunanlıların işiydi.
 

 29 Ocak’ta Öcalan yeniden Yunanistan’a getirildi. 2 Şubat’ta da Kenya’ya gönderildi. Yunanistan Öcalan’a devlet güvencesi vermişti. Ancak onu Kenya’ya götürecek uçak Yunanistan’dan havalandığı saatlerde, onu oradan alacak bir başka uçak da Türkiye’den havalandı.

Herşey planlanmıştı…

2 Şubat 1999 günü MİT Müsteşarı  Şenkal Atasagun yemeğe davet ettiği  Türk basınından bazı yazarlara Yunanistan’ın Türkiye’yle işbirliği içinde olduğunu anlattı. Emin Çölaşan’ın göre Atasagun onlara ‘Apo kafeste’ demişti.

İki hafta sonra da komplo gerçekleşti.

 

Komplo önlenebilir miydi? 

 Hem evet, hem de hayır.

Eğer Öcalan önceden almış olduğu kararı uygulasa, Yunanlı parlamenter Baduvas’ın çağrısına uymasa ve Yunanistan yerine Kürdistan’a geçse muhtemelen komplo amacına ulaşmayacaktı. Muhtemelen Öcalan bugün Kandil’de olacaktı.

PKK lideri Suriye’den ayrılmazdan önce birçok çevreyle görüşmüş, kendisine iletilen önerileri dikkatle dinlemiş, her olasılığı gözden geçirmişti. O koşullarda onun için tek seçenek ülkeye geçmekti. Kendisine karşı bölgesel ve küresel düzlemde örgütlenen komplo ancak bu şekilde önlenebilirdi. 

Ancak 1993’ten bu yana sürekli ‘siyasal çözümü’ gündeme getiren ve savaşa bir şekilde son vermeyi düşünen Öcalan için ‘dağa gitmek’ en son çareydi. Daha sonraları ifade ettiği gibi dağa gitmesi halinde savaş derinleşecekti. Oysa ona göre savaşın derinleşmesi değil makul bir çözümle bitirilmesi gerekiyordu. 

Savaşla geçen süre içinde kendince bazı sonuçlara ulaşmış, ‘siyasal çözümde’ ısrar eder olmuştu. Yunanlı parlamenterden gelen daveti de sorunun siyasallaşmasına fırsat yaratacağı düşüncesiyle kabul etmişti. 

Öcalan’ın karizması ve PKK’nin de ‘lider partisi’ olması özelliğinden dolayı kimse Öcalan’ın bu kararını değiştiremedi. Kaldı ki sadece birkaç kişi bunu bilmekteydi. Onların da Öcalan üzerinde etkilerinin olması söz konusu değildi.

 Öte yandan 1 Eylül 1998’den bu yana ilan edilen  ‘ateşkes’ de gündemdeydi.

Öcalan, Yunanistan üzeri dünyaya açıldığı günlerde gerekirse yeni bazı girişimlerde de bulunacak, 16 Kasım’da İtalya’da yayınladığı 7 maddelik ‘çözüm paketi’ gibi bir takım ek öneriler de gündeme getirecekti.

Dalema’ya yazdığı mektupta olduğu gibi savaşı sona erdirmek için ‘üzerine düşen ne varsa’  yapacaktı.

 Öcalan, bu ve benzeri hesaplarla yola çıkmıştı ancak, küresel güçlerin amacı da hesapları da başkaydı. Onların amacı baştan beri Öcalan’ı devre dışı bırakmaktı. Onlara bu fırsatı verense Yunanistan’dı.

 PKK lideri Yunanistan’a gelir gelmez uluslararası sistemin denetimine girdi. Küresel sitem onu çevreledi. Yunanistan’a gelerek, Amerika’nın başını çektiği karanlık ilişkiler ağının içine girdi. Bu koşullarda komplo önlenemezdi. 

Kostas Baduvas, Öcalan’ın uçağı Yunan hava sahasına girdikten sonra hükümetten bir bakanı aramış ve Öcalan’ın Yunanistan’a gelmekte olduğu haberini vermişti. Baduvas daha sonra yaptığı açıklamalarda amacının ‘Kürtlere yardım etmek’ olduğunu söylemişti. Ancak sonuç Kürtler açısından tam bir felaketti.

  Türkiye’ye gelince; Türkiye’nin komplo sürecinde de bugün olduğu gibi kafasının karışık olduğunu söylemek mümkün. Türk devleti Öcalan’ı Suriye’den çıkarmak istiyor ancak ondan sonrası için bir karar veremiyor, daha doğrusu kendi içinde bir uzlaşma sağlayamıyordu. 

Ağırlıklı kesim sonradan itiraf edildiği gibi Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesini istemiyordu.

Türk devleti uzun vadede bunu kendi çıkarlarına uygun görmüyordu. Amerika, Kenya’dan kaçırdığı Öcalan’ı Türkiye bir protokolle vermişti. Protokole onayı ise dönemin başbakanı Bülent Ecevit vermişti. Ancak aynı Ecevit, çok geçmeden de ‘Amerika Apo’yu neden verdi anlamadım’ demişti. 

Kaldı ki komplo sürecinde Türk devleti Öcalan’ın uzak bir ülkeye gönderilmesini istemişti. Bu ülkeyi de ‘Kuzey Kore’ olarak dillendirmişti. Ne ki Öcalan önerilen bu talebi reddetmiş, bunun bir ‘tuzak’ olduğunu söylemişti.

Kenya’yı ise Amerika önermişti ve Öcalan’ı buraya götürme görevini de Yunanistan’a vermişti. 

Yunan devleti PKK liderine Güney Afrika’ya götürüleceğine dair devlet güvencesi vermişti. Kenya’da kısa bir süre kalınacak, oradan Mandela’nın ülkesine geçilecekti. Aylardır amansız takip altında olan ve gittiği her ülkede kalmasına olanak tanınmayan Öcalan gitmeseydi, muhtemelen Amerika onu Yunan adalarının birinden alacak, Türk devletine teslim edecekti. 

Yunanistan’ın Kenya’yı Öcalan’a dayatması aslında sorumluluğunu üzerinden atma çabasından başka bir şey değildi. Oraya götürecek ve orada ortada bırakacaktı. Öcalan elçilik konutundan dışarı çıkmayınca bu plan suya düştü. Atina onu zorla dışarı atmak amacıyla dört kişi gönderdiyse başarılı olamadı.

 Ancak sonuçta Öcalan konuttan dışarı çıkmak zorunda bırakıldı. 15 Şubat akşamı Hollanda’ya gitmek üzere götürüldüğü Nairobi havaalanında Türk uçağına bindirilerek kaçırıldı.

10.10.2010

gunayaslan@hotmail.de

Be Sociable, Share!