İyi Kadın, İyi Erkek

İspanyol filizof Jose Ortega Gasset, Sevgi Üstüne adlı kitabında, ‘‘bir erkeğe göre erkeğin iyisi ile bir kadına göre erkeğin iyisi aynı şeyler değildir‘‘ diyor. İspanya iç savaşı esnasında ülkesini terk etmek zorunda kalan ve uzun yıllar sürgünde yaşayan Gasset, Albert Camus tarafından, Nietsche’den sonra Avrupa’nın en büyük yazarı’ olarak kabul ediliyor.

Gasset, kadının ve erkeğin içindeki duygusal derinliği irdelediği eserinde, kadınla erkeğin birbirinden tümüyle farklı iki ayrı ruhsal özelliğe sahip olduğunu söylüyor.

 Ne söylendiğinden ziyade, nasıl söylendiğine verdiği önemle de anılan Gasset’e göre, erkek başkaları, kadınsa kendisi için yaşıyor.

Yapı Kredi Yayınlarının yayımladığı Sevgi Üstüne adlı eserinde şunları yazıyor :

 ‘‘Erkek başkaları için yaşar, bu nedenle onun yazgısında tutsaklık vardır. Kadınınsa kendine karşı daha soylu bir tutumu vardır. Erkekle karşılaştırıldığında her kadın bir ölçüde prensestir. Kadın özünden yaşar, kendisi için yaşar. Kadın mutluluğunu yaşamında önemli olan şeyi başkalarının onayına ya da reddetmesine bırakmaz.‘‘

Yapılan araştırmalar onu doğruluyor.  Zira, erkekler arasında yapılan araştırmalara bakılırsa erkeklerin hemen hepsi de bir kadın tarafından onaylanmak istiyor

Erkekler attıkları her adımda kadınların kendilerini onaylamasını bekliyor.  Daha da ilginç olanı, her erkek hayatla ilgili her türlü motivasyon gücünü kendisini bir kadına onaylattıktan sonra kazanıyor. Yani yaptığı herşeyi kadına dönük olarak yapıyor ve her adımda kadının kendisini onaylamasını istiyor.

Bu nedenle olsa gerek, ‘dünyayı erkekler, erkekleri de kadınlar yönetiyor’ deniliyor. Tabii, işin acı olan yanı, erkekler çoğu zaman yönetildiklerinin ve yönlendirildiklerinin farkına bile varamıyor!

İnsanın içinden de kocaman bir ‘helal olsun’ diyesi geliyor. Erkeğin efendisi kadınmış! Gerçekte kadın olmadan erkek bir işe yaramaz, bir iş  yapamazmış!
Bak sen şu kocaman bebeklerin haline…

Bütün afra tafralar nasıl da anlamsızmış.

 ‘Erkeklere psikanaliz yapılması çok kolaydır çünkü, hiç çıkmadıkları çocukluklarına dönmeleri gerekmez’ diyen her kimse, haklıymış. Çünkü, yalnızca çocukların onay almak için çalışıp çırpındıklarını düşünüyordum.´Meğerse hepimiz çocuklar gibi bir ‘aferin’ almak peşindeymişiz…

Peki bir kadına göre erkeğin iyisi nasıl olmalıymış?

 Araştırmalar bunun da yanıtını veriyor. Kadın, kendisini her zaman beğenen ve kendisine her zaman bağımlı kalan erkeği ‘iyi’ olarak nitelendiriyor.

Kadın ayrıca, iyi bir erkeğin özellikleri arasında, ‘‘her dediğimi yapan, hiç bir isteğimi geri çevirmeyen, asla hayır demeyen bana olan aşkı ömür boyu süren, doğum günümü ve evlilik yıldönümümüzü asla unutmayan, anlayışlı‘‘ erkeğin ‘iyi’ olarak anılmayı hak ettiğini düşünüyor…

Kısacası kadın, erkeğin kendisine aşık olmasını ve bu aşkın ölünceye kadar sürmesini istiyor. Her koşulda anlayış istiyor. Ve, anlayışın da ne yaparsa yapsın, ömür boyu sürmesini talep ediyor.

Çocuk istiyor ama doğurduktan sonra vücudu bozulmasın da istiyor. Çiçeklere bakmaktan nefret ediyor ama kendisine sürekli çiçek alınmasını da istiyor.

Kocasının sekreteri olmak ve kocasından uzun yaşamak da istiyor. Yaptığı uzun telefon konuşmalarında ücreti karşı tarafın, kadın-erkek eşitliğini savunsa da hesabı erkeğin ödemesini istiyor.

Yani kadın, hesap hariç erkekten istenmeyecek ne varsa hepsini de istiyor. Bence hepsini de alıyordur ve ne aldığını erkeğin ruhu bile duymuyordur…

Erkeklere gelince;  Erkeğe göre, erkeğin iyi  ‘evli olan ama bekar gibi yaşayan erkek‘miş…

Hep bir kadının onayına ihtiyaç duyan ve sürekli olarak başkaları için yaşayan erkek, başkalarının beğeni ve onayının tutsağı haline gelse de, yani gerçekte bir köle olsa da, kendini özgürlük kahramanı sanma yanılgısını yaşıyor.

Bu yüzden de garip şeyler yapıyor. Kölesi olduğu kadına efendilik taslıyor! Yapamayınca bunalıma giriyor. Bazı istisnalar dışında da yaşadığı aşağılık kompleksini kadını aldatarak dışa vuruyor…

Bekarken ‘bütün kızları ellemek‘ ve ‘el değmemiş bir kızla da evlenmek’ isteyen erkek, evlendikten sonra bocalıyor ve aldatmak istiyor.

 Tabii, bu da erkeklerin neden yüzde 10‘unun cennete yüzde 90‘ının da cehenneme gittiğini iyi anlatıyor. Zaten anonim bir sözde de denildiği gibi ‘erkeklerin yüzde 100’ü cennete gitseydi orası da cehennem olurdu…’

Sürekli başkaları için yaşayan, içindeki değerlerden uzaklaşan ve hep bir kadının onayına ihtiyaç duyan benim(!) gibi birileri de, bu gerçeğe rağmen kendi kabalıklarını ve anlayışsızlıklarını örtbas etmek için kadınların anlaşılmaz olduğu masalını dünyaya yayıyor ve kendine haklılık payı çıkarmaya çalışıyor!

Daha önce yazdığım ‚Derin Mevzular‘ başlıklı yazımda, ‘kadınları suçluyor, erkeklere ise toz kondurmuyor’muşum. Yazıma analiz(!) yoluyla tepki gösteren bayan bir okurum, yukarıdaki cümlesinin yanına Marie Corelli’nin şu sözünü de eklemiş;

 ‘Hiç evlenmedim çünkü, buna ihtiyaç duymadım. Evimde bir kocanın yerini tutacak üç hayvanım var: ‘Sabahları hırlayan bir köpeğim, öğleden sonra küfür eden bir papağanım ve akşamları eve geç gelen bir kedim var…’
Kadınla erkeğin ruhsal yapısı tümüyle farklıdır ve birbirinin karşıtıdır derken Gasset, tam da bunu kastediyor olmalıydı.
Ne de olsa ben kendi gerçeğimden yola çıkmış, bana uygun bazı sonuçlara ulaşmış, duygularımı dile getirmeye çalışmıştım.
Adını yazmaktan kaçınan bayan okur da kendi gerçeğinden hareketle yola çıkıyor ve kendince bazı sonuçlara ulaşıyor ve elbette erkeklere olan hislerini yazıyor. İyiliğin de, kötülüğün de ‘göreceli’ olduğunu, bu kavramların herkesin gerçeğinde farklı olabileceğini kabul ediyorum. Bana göre ‘iyi’ olan, bir başkası için ‘kötü’ olabilir. Ayrıca iyi ile kötü birbirini tamamlayan kavramlardır.
Tıpkı kadınla erkek gibi. Neyse, yine yazının sonuna geldik. En iyisi son sözü kadına bırakmak. Kadının biri soruyor;  ‘Erkeğin kalbine giden yol nereden geçer?’
Bir diğeri cevaplıyor:  ‘Göğsüne doğru inen keskin bir bıçak darbesinden…’

Gunayaslan@hotmail.de

Be Sociable, Share!