dağların şarkıları…

Aryen Yayınları geçtiğimiz Ekim ayında A.Rahman Çadırcı’nın Dağların Şarkıları isimli şiir kitabını yayımladı. Kitap, Çadırcı’nın on yıllardır süren özgürlük yolculuğunda kaleme aldığı şiirlerinden hazırlanmış bir seçkiden oluşuyor.

Kitaptaki şiirleri daha önce okumuş ve Avrupa baskısı için önsöz de yazmıştım ama sanırım Çadırcı, yoğun işleri arasında şiirlerini Avrupa‘da yayımlama fırsatı bulamadı.

Çadırcı’nın kendine özgü, özgürlük rüzgarında savrulan sözcükleriyle yazdığı Dağların Şarkıları’nın bir kitapta toplanması; yayımlanması önemli ve edebi açıdan bir kazanım.

Dolayısıyla Aryen Yayınları’nı kutluyor, ayrıca kitabı gönderme inceliği gösterdikleri için de teşekkür ediyorum.

Bu vesileyle Çadırcı‘nın şiirleri yeniden okudum ve yine ilk okuduğumda olduğu gibi başarılı buldum…

Kaldı ki zaman iyi şiirinin değerini düşüremiyor. Aksine iyi şiir zaman içinde bir antika gibi daha değerli hale geliyor.

Öte yandan şiir nostaljik bir anımsatma, geçmişi yeniden yaşatma çabası değil, tam tersine güne ve geleceğe dair inancı, umudu, arzu ve çoşkuyu güçlendiren dinamik bir süreçtir…

Çadırcı’nın ölüm ve yaşam arasındaki hesaplaşmada bazen öfkeli ve sitemli, bazen de duygusal ve kederli bir dille ifade ettiği, birbiriyle çatışan ve birbirini tamamlayan şiirleri bu açıdan da dikkat çekicidir.

Dağların Şarkıları eskimeyen, eskitmeyen yalın gerçeklerin şiirleridir.

Ne de olsa o, merkezinde Kürt sorununun olduğu dört parçaya dağılmış yalın gerçekleri iç içe geçirdiği imgeler ve birbirine bağlanmış kırılgan sözcüklerle ifade ediyor.

Aşkı, yoldaşlığı, direnci, sadakati ve ihaneti ezgi tadı veren kırılgan sözcükleriyle yeniden yaratıyor ve trajik gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Çadırcı özgürlük yolcusu bir şair…Özgürlük yolunda kendi yaşamının anlamını arayan bir şair.

Şiirlerinde kendi yolculuğunda yaşadıklarını; aşkın ve isyanın ateşinde bir çığlık gibi yanan insanları, bir ağıt gibi dağılan zaman ve mekanları anlatıyor.

Dağların Şarkıları onun on yıllardır süren yolculuklarından derin izler taşıyor…

Sadece bir yudum çay değil/ Ölüm de paylaşılır dağlarda‘ diyor ve dağların yüreğinden okura şöyle sesleniyor:

‘ölümün adını yaşam koy

ve sonra

bir nokta koy…‘

 Savaşın yarattığı çalkantıların ortasında ve çiçek yangını alevlerin arasında şiire bir yazgı gibi sarılıyor…

Ölümün yasını tutmak, önünden koştuğu hayata bir soluk aldırmak; gerçeği anımsamak, anımsatmak, dolayısıyla da Kürd’ün trajik tarihine bir not bırakmak için yazıyor .

Koşar adım yazıyor; aşkla, tutkuyla, hırsla, öfkeyle, hüzünle ve oldukça da sert yazıyor.

Çoğu insana bir rakam, bir masal, bir politik analiz ya da bir istatik gibi gelen gerçek yaşamları; onların eskimeyen özlemleri ve hayallerinden çekip çıkardığı  vuslata koşan kırılgan sözcüklerle ve yangın görüntüleriye dile getiriyor…

‘dörtnala giden atlılar gibi

vurduk geçtik yanlarından

çıplak göğüslerini / rüzgâra bırakarak…‘ dizeleriyle bu gerçeğe işaret ediyor.

…Şiirlerinde Kürd’ün trajik gerçeğini özgürlük aşkıyla ve kutsal sayılabilecek bir tutkuyla ifade eden şair, dağlarda, zindanlarda, sürgünlerde parçalanmış ve dört bir yana dağılmış hayatlar üzerinden barış için, onurlu ve özgür bir gelecek için yazıyor, on yıllardır da yazıyor ama sanki sözcükler ve imgeler ona yeterli gelmiyor.

Ezgi tadındaki şiirlerinden onun daha çok şey söylemek istediği anlaşılıyor. Anlaşıldığı kadarıyla Çadırcı, yazamadıklarını yüreğine kazıyor.

Bir şiirinde giden bir yoldaşının ardından şöyle sesleniyor:

mor öfke öksüz kaldı sen gideli

ve aşk yüreksiz kaldı sen gideli 

sen gideli kadın gülüşü sebepsiz kaldı

sen gideli iyi niyet çiçeği yağmursuz kaldı 

ve sen gideli

akşama kalmış erkeğin ruhundaki çöl

vahasız kaldı…

*

Kimi insanlar hayatın önünden, kimileriyse ardından koşar. Çadırcı hayatın önünden koşuyor. Dağlarda geçen ömrünü bir hayale adamış ve kendini bildi bileli de durmadan yürüyor.

Ütopyacı Çadırcı… Ütopyası için yollara düşen, hayatına bu sayede anlam biçen bir şair.

Ütopyasının peşinden gidiyor ve yol boyunca yazıyor ancak, bu coğrafyada yürümenin olduğu gibi  yazmanın da kolay olmadığını biliyor. Bunun için sürekli emek veriyor ve mücadele ediyor…

Hayatın anlamının hayatın amacında yattığına inanan Çadırcı, kendi hayatına ilişkin bir söyleşide inandığı 4 ilkeyi şöyle ifade ediyor:

Bir; hiçbir şey hayattan daha değerli değildir. İki; hiçbir hayat diğerinden daha değerli değildir.Üç; herkes kendi hayatını tam yaşama hakkına sahiptir.Dört; herkes kendi hayatına kendi istediği anlamı veya anlamsızlığı verme hakkına sahiptir…‘ 

Onun kendi hayatına verdiği anlam yürümek, durmadan yürümek, yürürken hayata şiir vermektir…

Bilge, ‘bir insan nasıl yaşarsa öyle düşünür‘ diyor. Kişinin düşüncelerini çevresiyle kurduğu ilişki ve çelişkilerin belirlediğini söylüyor.

Aslında şiir tam da budur…

İnsanın kendisi ve çevresiyle yaşadığı ilişki ve çelişkilerin; hayatına anlamı kazandırmak amacıyla vermek zorunda kaldığı zorlu mücadelenin sesidir şiir.

Alevdir çünkü benim şiirim/ hayatın alev halidir‘ diyen Cemal Süreya bunu net bir dille ifade ediyor.

Şiirin ham maddesi hayatın kendisidir. Onun her türlü halidir. Dil, simge, imge, sözcük, biçim, eylem ise sadece dolgu malzemesidir.

Şiirin ortaya çıktığı her yerde, her iklimde ve ifade edildiği her dilde aşkı, isyanı, inancı, umudu, arzuyu ve çoşkuyu yüceltmesinin nedeni hayatı her haliyle içermesidir…

Dolayısıyla hayatın peşinden değil, önünden giden ve farkındalık bilinciyle hareket eden biri şiir yazmaktan ya da en azından şiir okumaktan vazgeçmez, geçemez.

Vazgeçerse  yolunu, ruhunu, sesini, hayata  ve kendisine dair söyleceklerini kaybeder.

Çünkü şiir hayatın sesidir…

Hayatın sesini yitirmesiyse ölüm demektir….

Çadırcı da sesini yitirmemek, hayatın özgür halini sürdürmek için yüreğini dağ şarkılarıyla dışa vuruyor.

Çok bilinen ve dağlardaki bir çiçeğe ismi verilen ‘Benevok‘ Çiçekleri adlı şiirinde şunları yazıyor:

‘başlarında defne yaprağından taçları

ellerinde gümüş şamdanları

ve eteklerinde

sarhoş

eden leylak kokularıyla

geldiler

ve esrik bırakıp bizi güne gittiler…

Düz yazılarından ve denemelerinden oluşan Zağroslarda Bir Ceylan ile  yine deneme ve şiirlerinin yer aldığı Tül ve Kül kitaplarına da imza atan A.Rahman Çadırcı, Dağların Şarkıları‘yla dağlarda yaşanan acı gerçeği yaz yangını imgeler ve özgürlük rüzgarında çırpınan kırılgan sözcüklerle anlatmakla kalmıyor, şiir adına bir başarıya da imza atıyor…

 

19.12.2017

gunayaslan@hotmail.de

Be Sociable, Share!