Bırak ömrün kalanı dökülsün yere…

Bugün benim doğum günüm. Ömrümün bir yılı daha geçiyor!

Sınır tanımayan sonsuz zaman bir yılımı daha alıp uzaklara götürüyor.

Zamana kırgın yaşım bir yıl daha ilerliyor! Sonsuzluğa küskün ömrüm bir yıl daha kısalıyor!

Yıllardır içimde keskin bir ezgi gibi yankılanan ‘yokoluş’ anı bugün bir yıl daha yakına geliyor…

Bedenimin gönülsüz postacı misali her gün yeni bir yaşlılık haberi verdiği ruhum, ışıklı arabasına binmek, evine dönmek ve orada derin bir uyku çekmek için sabırsızlanıyor!

Bunu her geçen gün biraz daha yakından hissediyorum ama, aldırmıyorum…

Aldırmıyorum zira, hayat geçici nasılsa; geçip giden çok şey gibi, benim duyguları yaralı hayatım da geçip gidecek!

Sonsuz zaman sonunda benim de yaşama tutkumu söndürecek ve beni de, ‘yokolmuş’ milyarlarca insanı içinde barındıran geçmişe havale edecek.

Bundan kaçış yok!

Dolayısıyla telaşlanmaya, kaygılanmaya gerek de yok.

Hayat hükmünü icra ediyor; edecek. Herkesin hayatı bir gün geçip gidecek…

Bu yüzden bu yıl doğum günümü geçmişime armağan etmek, yaşadıklarım için hayata teşekkür etmek istiyorum…

Gerçi, Nietzsche, ‘geçmişi değil, geleceği yücelt’ diyor ama, bugün içimden geleceğe dair birşeyler söylemek gelmiyor.

Zerdüşt böyle buyurdu diye, zamanın- henüz dinmemiş- fırtınasından enkaz misali geride kalmış ve     hatırlanmak üzere bir yerlere –henüz- kaldırılmamış geçmişimi uzak bir şehir gibi görünmezliğin içine gömmek ve ışıltılı bir reklam filmi gibi belli belirsiz garip pırıltılar yansıtan geleceğin peşine düşmek istemiyorum…

Enkaz altında olsa bile hatırladıkça hafızamın gözlerini kamaştıran geçmişimi bırakıp da, ne kadar kaldığının ve ne getireceğinin önemi kalmamış olan geleceği yüceltmek yaşam amacıma ve ondan aldığım hazza uygun düşmüyor.

Her ne kadar İbn-i Haldun, ‘geçmiş geleceğe,suyun suya benzediğinden daha fazla benziyor’ dese de, geçmişi değil, geleceği yüceltmek bende hayata nankörlük edecekmişim gibi bir his uyandırıyor!

Kaldı ki yaşım ilerledikçe yaralı duygularımı şaha kaldıran kar gibi eriyip giden gelecek düşleri değil, tutkulu bir aşk gibi kalbime koşan geçmişin özlemleri oluyor!

Bu yüzden bugün, ‘geçmişi değil, geleceği yücelt’ diyen Zerdüşt’ün yerine, ‘diretme, kadehde kalan son damla gibi; bırak ömrün kalanı dökülsün yere’ diyen Hayyam’ı  tercih ediyorum!

Derin özlemlerle sarsılan ömrümün geri kalanını Hayyam’la birlikte, ölümle yeniden doğuş arasında seçim yapmaya çalışan yaşlı kartalın sığındığı uçurumun kıyısına taşımak, oradan aşağı ‘dökülmesini’ biraz hüzün, biraz sevinç ve bir parça da gururla izlemek istiyorum…

Böylece normal ömrü  70 yıl olan ancak, hızlı yaşadığı için yolun yarısında daha ölümle karşı karşıya kalan kartalın tercihini etkilemeyi amaçlıyorum.

*

Bir zamanlar gökyüzünü dolduran görkemli kanatları, ufukları dalgalandıran sivri gagası ve sarsıcı sert pençeleriyle göklerin kralı olan kartal artık yaşlanmıştır; gagası uzamış, kanatları kartlaşmış, pençeleri ağırlaşmıştır…

Bedeni sızım sızım sızlamaktadır; eskisi gibi savaşması, avlanması ve uçması artık imkansızdır!

O şimdi, ya sığındığı uçurumdan kendini aşağı bırakacak ya da yeniden doğuş sancıları çekerek kendini yeniden yaratacaktır!

Uçuruma bıraksa; ömrünün kalanının yere dökülmesine kalenderce razı olsa kartal gibi ölecektir!

Fakat, yeniden doğuşun sancısını çekse ve kendini yeniden üretse, ömrünü uzatacaktır ama, bunun karşılığında bu kez zirvede değil, ayak altında ölecektir!..

Uzayan gagasının yerine keskin yeni bir gagası, kartlaşmış kanatlarının yerine hafif  yeni kanatları ve sert pençeleri olacak, yeniden doğacak ve bir süre daha yaşayacaktır lakin, bu kez  ömrünün son demlerinde uçarak değil, sürünerek yaşamak zorunda kalacaktır…

Bunu bildiğim için bu doğum günümde Hayyam’ı yanıma alarak yaşlı kartala gitmek, ona hayata karşı diretmemeyi , geçmişine nankörlük etmemeyi söylemek, kalan ömrünün ‘kadehteki son damla gibi’ yere dökülmesini kalenderce kabul etmesini istemek; onu kartal gibi ölmesi için cesaretlendirmek  istiyorum…

Bu doğum günümde buna ihtiyacım olduğunu hissediyorum…

*

Evet, bugün benim doğum günüm.

Ömrümün bir yılı daha geçiyor!

Sınır tanımayan sonsuz zaman bir yılımı daha alıp uzaklara götürüyor.

Zamana kırgın yaşım bir yıl daha ilerliyor!

Sonsuzluğa küskün ömrüm bir yıl daha kısalıyor!

Yaralı bir şarkı gibi geçen 52 kavruk yılım bugün geride kalıyor!

Şimdi bir başıma oturmuş  52 yılı geçip giden hayatıma bakıyorum…

‘Hayat zamanda iz bırakmaz’ diyor şair ama, geçen ömrümün neresine bakarsam bakayım karşıma da hep aşkın izi çıkıyor!

Galiba zamanda sadece aşkın izi kalıyor.

Sevda masalları da zaten  zamanın bugüne değin bozulmamış tek tılsımının aşk olduğunu söylüyor..!

Bu yüzden bu yıl doğum günümü  ‘yolu aşktan geçen’, hayatıma giren ,hayatından geçtiğim herkesle birlikte kutluyorum…

Aşk ile…

13.04.12

gunayaslan@hotmail.de

***

58’ine girdiğim bugünlerde -nedense-bundan 5 yıl önce yazdığım bu yazıyı yeniden yayinlama ihtiyaci hissettim…

Her koşulda yaşama tutunma tutkusu yüzünden belkide…

Be Sociable, Share!