Barışa bir şans tanıyın…

Tarihin, coğrafyanın, sosyolojinin birbirine mahkum ve mecbur kıldığı Kürt ile Türk’ü birbirinden koparamayacağımızı anlamak için daha ne kadar birbirimizi öldüreceğiz?

Dört parçaya bölünmüş Kürtlerin büyük bölümü Türkiye’nin sınırları içinde; bunun da tahminen yarısı İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Kocaeli, Mersin, Adana, Antalya, Aydın, Manisa, Konya, Kırşehir gibi Türk kentlerinde yaşıyorken, sayısını bilmediğimiz ama milyonlarla ifade edebileceğimiz melez evlilikler ortada duruyorken, vurarak, kırarak, öldürerek varacağımız yerin bir cehennem çukuru olacağını göremeyecek kadar kör mü olduk?

Ne oldu da Dolmabahçe Mutabakatı ile “Büyük Barış”ın kapısını aralamışken, eşitlik ve özgürlük ekseninde Kürt-Türk İttifakı imkanını yakalamışken birden savaş rüzgarları esmeye başladı?

Sahi Çözüm Süreci’nde tavan yapan ortak gelecek hedefine ve barış içinde birarada yaşama iradesine ne oldu?

Ne oldu da yine oluk oluk kan akıyor ve şimdiye kadar görülmemiş yoğunlukta bir savaş yaşanıyor?

Savaşın sonuç vermeyeceği, ölmekle-öldürmekle bir şey elde edilemeyeceği bilindiği halde siyasetin alanı neden daraltılıyor? Buna karşın ‘kan davasının’ zemini niçin güçlendiriliyor?

Ne oldu da devletin resmi ağızları açık açık ‘intikam’ çağrıları yapmaya başladı?

Öte yandan silahları susturma noktasına gelen, ‘silahlar sussun, fikirler konuşsun’ diyen, silahı değil siyaseti öncelediğini ilan eden Kürt siyaseti ne oldu da yeniden silaha sarıldı?

Kürt sorununun zorla, baskıyla ve silahla çözülemeyeceği gerçeği ortaya çıkmışken ne oldu da savaş  yeniden tek seçenek haline geldi?

Biliyorum; herkesin durduğu yere ve siyasi meşrebine göre vereceği bir cevabı var ancak, birbirini anlamak yerine suçlayan ve hamasete dayanan yaklaşımlar bir işe yaramıyor.

Goethe’nin ‘tarih yazan günahlardır’ sözünü doğrularcasına tarafların kendi günahlarını karşıya yazan tutumları da akan kanı durdurmaya, çözüme giden yolu açmaya hizmet etmiyor.

Dolayısıyla kapsayıcı bir yaklaşıma; ortak vicdana ve ortak akla dayanan bir çıkış yoluna ihtiyacımız var.

Taraflar başta olmak üzere herkesin yeni bir değerlendirme yapması, barışa giden yolu açması gerekmektedir.

Artık sürdürülemez olan bu çatışmada ısrar edilirse tarih ilerde büyük Kürt-Türk kaybından söz edecektir. Bu kanlı savaş Kürt-Türk vd. herkesi tüketecek; herkes kaybedecektir.

Sorumluluk mevkiindeki Kürt ve Türklerin çok geç olmadan meseleye el koymaları gerekir.

Bu yapacak cesur siyasetçilere ve lidere ihtiyaç var. Tarih ve sosyoloji onlardan bunu bekliyor.

Bunlardan biri İmralı’da duruyor.

Akan kanı durduracak, kalıcı bir çözüm için yol bulacak; intikam yerine ittifakı sağlayacak siyasetçi orada tecrit altında tutuluyor!

PKK lideri Öcalan’ın ‘devlet hazırsa biz bu işi altı ayda çözeriz’ demesinin üzerinden altı ay geçti.

Aradan geçen altı ay içinde Kürt ve Türk anneleri yüzlerce evladını toprağa verdi…

Artık yeter…

Geçmişte yaşanan acılara, ödenen bedellere ve sorunun gelecek açısından taşıdığı yıkıcı potansiyellere dönüp bir bakın ve artık bir ders alın…

Barışa bir şans tanıyın…

 

gunayaslan@hotmail.de

01.03.2017

 

Be Sociable, Share!