Bağımsızlık Referandumu

Referandum süreci Güney Kürtlerinin 100 yıllık direnişlerinin ve ödedikleri bedellerin sonucu olarak gündeme geldi. Kürtler bir asırlık haklı mücadelenin birikimi sayesinde meşru ve demokratik haklarını kullandılar.

Kendi ülkelerinde, gelecekleri üzerinde söz ve karar sahibi olmak istediklerini demokratik olgunluk ve tevazu içinde dost- düşman herkese de gösterdiler.

25 Eylül Günü Güney Kürdistan’da yapılan Bağımsızlık Referandumuna ilişkin görüşlerimi Gazeteemek yönetmeni sevgili Bekir Güneş’e anlattım…

 

Kürdistan Bağımsızlık Referandum sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Referandum süreci Güney Kürtlerinin 100 yıllık direnişlerinin ve ödedikleri bedellerin sonucu olarak gündeme geldi. Kürtler bir asırlık haklı mücadelenin birikimi sayesinde meşru ve demokratik haklarını kullandılar.

Kendi ülkelerinde, gelecekleri üzerinde söz ve karar sahibi olmak istediklerini demokratik olgunluk ve tevazu içinde dost- düşman herkese de gösterdiler.Ve elbette Ortadoğu’daki güç savaşlarının yeni bir aşamaya geçtiği, IŞİD’in yenilmesine paralel olarak bölgede yeni dengelerin inşa edileceği kritik bu süreçte önemli bir zafer elde ettiler.

Güney Kürdistan’ın bağımsızlık özlemi ve demokratik iradesi tüm dünyanın gözleri önünde bu kez de egemenliğin demokratik aracı olan oy sandığı üzerinden tescil edildi. Bu çok önemliydi; Kürtlere ve tüm ezilenlere kutlu olsun.

Referandum öncesi Irak Kürdistan bölgesi ile müteffik olarak görünen birçok ülkeden Referandum’un yapılmaması için ciddi tehditler geldi. ABD, İran, Irak, Suriye, Türkiye gibi ülkeler Referandum’a net bir şekilde karşı çıktı. İsrail dışındaki bölgede bulunan bütün komşu ülkeler neden Referandum’a bu kadar karşı çıktı?

Referandum öncesi Güney Kürdistan‘a İran dışındaki her hangi bir ülkeden ciddi bir tehdit, hatta tepki bile gelmedi. Epey itiraz, öneri, eleştiri geldi ama tehdit gelmedi. Amerika Birleşik Devletleri‘nden Avrupa Birliği’nden, Birleşmiş Milletler’den ve tek tek ülkelerden referanduma prensip olarak her hangi bir itiraz, tepki yükselmedi.

Gelen itirazlar, tepkiler, eleştiri ve öneriler referandumun zamanlamasıyla ilgiliydi. Genelde ‘zamanı değil‘ denildi ve ertelenmesi talep edildi. Referandumun Irak’taki genel seçimlerin sonrasına ertelenmesi beklentisi yüksekti. Beklenti bu yöndeydi. Referandumun seçimlerin yapılacağı 2018 ilkyazına kadar erteleneceği düşünülmekteydi ancak bu beklenti gerçekleşmedi. Güney liderliği birçok riski yüklendiği referandum yolundan dönmedi ve önemli bir zafer elde etti.

Öte yandan İran‘ın açıktan tehdit ettiği ve İsrail‘in de açıktan destek verdiği referandum bölgesel ve küresel gericiliğin Kürt -Kürdistan meselesini bir kart olarak kullanma hevesinin sürdüğünü gösteriyor. Kürt sorununu yaşayan ülkeler ile Kürt sorunundan çıkar elde etmeye çalışan ülkeler arasındaki mücadelenin sertleşeceği ve Kürtler için hem yeni fırsatların hem de yeni risklerin ortaya çıkacağı görülüyor.

Türkiye‘ye gelince;

Türkiye başlarda açık bir tepki vermedi. Hatta pek de önemsemedi.Görmezden geldi. Referandumun yapılacağı en az bir yıl öncesinden belliydi ama Türkiye‘den son bir haftaya kadar ciddi bir tepki gelmedi. Şimdi şimdi harekete geçiyor. Şimdi Kürtleri tehdit eden ve aşağılayan bir dil kullanıyor. Türkiye şimdi marabasına söz geçirememiş bir ağa gibi davranıyor ve ‘aç bırakmakla‘  tehdit ediyor.

Zannedersem Türkiye referandumun son günde erteleneceğini düşünüyordu veya sürecin olumsuz sonuçlanacağını hesaplıyordu. Belki de sonuçlarını görmek, ona göre tutum almak istiyordu. Bunları yakında anlayacağız.

Fakat Türkiye’nin Güney Kürdistan’la içeride ve dışarıda çok zorlanarak elde ettiği ilişkileri ve bunun sonucu olan siyasi, ekonomik, güvenlik birikimini kolay kolay heba edeceğini düşünmüyorum. Bu kendi ayağına sıkmak olur ki devletin ve hükümetin bu aşamadan sonra bunu yapması mümkün görünmüyor. Yapsa da tek başına sonuç alamaz. İran ve Irak ile de bir yere kadar gidebilir. Olayın başka dinamikleri ve dengeleri var. Bölgesel ve küresel dengeler tarih sahnesine çıkmış Kürdistan’ı oradan indirmeye izin vermiyor.

Durum buyken Türkiye referandumu değerlendirmek; PKK’ye karşı bir fırsata çevirmek istiyor. Türkiye’nin aciliyetini, önceliğini Güney değil, PKK ve PYD oluşturuyor. İran’ı yanına alarak, Irak’ı da teşvik ederek bölgedeki çatışma riskini arttırmaya ve böylece Güney yönetimiyle ABD’yi sıkıştırmaya, PKK ve PYD’ye karşı taviz koparmaya çalışıyor. Bu nedenle Güney‘de krizin derinleşmesi ve çatışmaya dönüşmesini tetikliyor.

Kısacası geçmişte PKK’ye karşı Güney’i destekleyen Türkiye şimdi PKK’ye karşı Güney‘i darbelemek istiyor. Tutar mı tutmaz mı ayrı mesele ama referandum sonrası yapmaya çalıştığı budur.

Başta İran, Irak ve Türkiye olmak üzere Kürdistan Bölgesine yönelik hava, kara yollarının kapatılması ve benzeri yaptırımlar ne anlama geliyor. Bu kararlar ne kadar sürer? Kürdistan Bölgesi’nin de bu ülkelere yönelik bir ambargo ya da yaptırımı olabilir mi?

Referandum sonrası İran ve Türkiye birlikte hareket ediyor ve krizi tehlikeli bir biçimde tırmandırıyor. Irak’ı saymıyorum zira, kaderi kendi elinde değil. Bağdat’ı İran yönetiyor.

Ancak İran ve Türkiye’nin Kürdistan’ı kuşatması, abluka altına alması kolay görünmüyor. Her şeyden önce uluslar arası toplum buna izin vermez. Kaldı ki ortak hareket etseler de iki ülkenin hedefleri farklı.

İki ülke tarihi olarak Kürdistan üzerinde ezeli rekabet yaşıyor. Kürdistan Osmanlı’lar ile İranlılar arasında birçok kez el değiştirdi. Kürtlerin tercihi her aşamada Osmanlı’dan yana olduğu için Kürdistan’ın 4/3’ü Osmanlı sınırları içinde kaldı. 100 yıl önce ama emperyalizm Osmanlı’yı tasfiye ederken Kürdistan’ı da Türkiye, Irak ve Suriye arasında paylaştı. O zamandan beridir Ortadoğu’da bir Kürdistan sorunu yaşanıyor. Başta Kürtler herkes de bunun bedelini ödüyor.

İran bir yana ancak referandum ya da Kürtlerin bağımsız olması Türkiye’nin çıkarlarına zarar vermez. Aksine son yılların da açıkça gösterdiği gibi Kürdistan‘la yapıcı ve kalıcı ilişkiler kurmuş Türkiye’nin çıkarları güçlenir. Türkiye bunu gözardı edemez ve bu siyaseti uzun süre sürdüremez. Ayrıca demin dediğim gibi sürecin başka muhatapları ve dinamikleri vardır. Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da Kürt meselesine Amerika-Rusya eksenininde bir çözüm bulunması olasıdır. Türkiye’nin de süreç içerisinde bu eksene katılması mümkündür.

Neçirvan Barzani, Referandum günü “Referandum, yarın bağımsızlık ilan edileceği anlamına gelmez” dedi. Yüzde 93 ile ‘Evet’ çıkan Referandum’un ardından bağımsızlık ilan edilme süresi ne kadar olur ya da gerçekten böyle bir niyet var mı?

Referandum sonrası Kürtlerin önünde çetin bir pazarlık süreci uzanıyor ancak, koşullar bunun hemen başlamasına da izin vermiyor. Hemen bağımsızlık ilan edilmesini kimse beklemiyor. Müzakere süreci zamanla başlayacaktır. Müzakere Irak seçimlerinin ve IŞİD’in tasfiyesinin sonrasına kalacaktır.

Fakat çatışmalı süreç her şeyi altüst edebilir. Siyasi müzakere ve çözümün yerini silahlı mücadele alabilir. Irak’ın buna istekli olacağını sanmıyorum ancak İran zorlayacaktır. İran da açıktan müdahale edemez fakat Haşdi Şabi gibi bugünler için oluşturduğu para-militer güçleri vardır ve onları devreye sokacaktır.

Şayet önümüzdeki günlerde veya haftalarda Kerkük merkezli çatışmalar yaşanmasa, yükselen tansiyon düşerse Erbil ile Bağdat uygun bir zamanda masaya oturur, konuşurlar. Çatışma yaşanırsa ama bu da bütün bölgeyi içine alacak şekilde yayılır. Bu risk vardır ve umarım Kürtler buna hazırlıklıdır.

Kürdistan bölgesinde bulunan Goran ve YNK gibi muhalif partiler de Referandum’a bir gün kala ‘Evet’ diyeceklerini açıkladılar. Bu Referandum Irak Kürdistan bölgesi için bundan sonra nasıl bir sürecin başlangıcı olur. Kürdistan bölgesini bundan sonra ne bekliyor?

Referandumdan başarısı her ne kadar Güneyli Kürtlerin 100 yıllık mücadeleleri sayesinde elde edilmiş olsa da bunda Güney liderliğinin, elbette Mesud Barzani ve KDP’nin payı yadsınamaz. Bu Kürt halkının olduğu kadar Barzani’nin de ciddi bir başarısı ve kazanımıdır.

Barzani ve KDP’nin Güney siyasetindeki etkisi artmıştır. YNK yer yer ikircikli davrandı ve dengeleri gözetti ancak sözünden de dönmedi. Destek vereceğini söylemişti ve verdi. GORAN ise baştan karşı çıktı, direndi ancak, dipten gelen dalga onu da içine aldı ve son gün de olsa evet demek zorunda kaldı. Fakat Süleymaniye’de katılım oldukça düşüktü. Seçmenin neredeyse yarısı sandığa gitmedi. Bu da gelecek açısından bize bazı ip uçları veriyor.

Öyle görünüyor ki Güney iç siyaseti yeniden yapılanacak. Birkaç hafta sonra seçimler yapılacak. Barzani Başkanlık için aday olmayacağını açıkladı. Onun yerine Kerkük Valisi Necmettin Kerim’in aday olacağı söyleniyor. Siyasi, idari ve ekonomik sistemde yeni bir yapılanmaya gidileceği, toplumsal ve kamusal alanın yeniden düzenleneceği anlaşılıyor.

PKK içerisinde Referandum’a hem destek veren hem de eleştiren açıklamalar geldi. Türkiye siyasetinde de HDP Referandum’u desteklerken DBP’den eleştiren bir açıklama geldi. Bunları nasıl okumak lazım?

PKK ilk başlarda referanduma karşı bir tutum almadı. Konu gündeme geldiğinde Cemil Bayık,’referandum demokratik bir haktır, prensip olarak karşı çıkmak doğru değildir’ anlamında bir açıklama yaptı. Fakat süreç içerisinde bu bir siyasete dönüşmedi. Aksine eleştirisel bir söyleme ve tepkisel bir siyasete evrildi.

Güney’in bağımsızlığa hazır olmadığı, devletin çözüm olmayacağı söylendi. Referandum PKK ile KDP arasındaki rekabetin ne kadar derin ve keskin olduğunu da gösterdi.

HDP ise açıktan destekledi. HDP sözcüleri her fırsatta Güney liderliğine ve referanduma destek verdi. Bu anlamlı ve önemliydi. DBP’nin eleştirilerine gelince kendi pardigması ekseninde eleştiri olabilir ama Güney’in tercihi ve iradesine destek verilmesi gerekirdi diye düşünüyorum.

Kürt partileri arasında yaklaşım farklılıkları olabilir ancak, halkın genel çıkarları açısından ortak bir tutum almak gerekirdi. Barzani bugün var yarın yok, KDP bugün iktidar yarın kaybedebilir ama Kürdistan ve Kürt halkı hep kalacak. Eksikler, hatalar, sorunlar zamanla çözülür, bunun için mücadele de edilir ama referandum bütün bir halkın meselesiydi ve desteklenmeliydi.

 Türkiye’nin Irak Kürdistan Bölgesi ile olan yakınlığı herkes tarafından bilinmekteydi. Birçok defa Barzani ve Kürdistan yöneticileri Türkiye’ye gelip gittiler. Bu Referandum ile birlikte Türkiye-Güney Kürdistan ilişkileri nasıl gelişir?

Türkiye’nin Irak Kürdistanı’yla yakınlaşması kolay olmadı. Bunun için çok bedel ödendi. Türkiye de ciddi iç sarsıntılar geçirdi. Kemalist zihniyet sadece içerideki Kürd’ü değil, dışarıdakini de inkar ediyordu. 2007 yılına kadar ilişkiler sorunluydu. 2007 Kasım ayında Amerika’da gerçekleşen Bush- Erdoğan zirvesinden sonra durum değişmeye başladı. Türkiye Güney Kürdistan’ı tanımaya ve yapıcı ilişkiler kurmaya başladı. Bu iki tarafının da çıkarınaydı, halen de öyle.

Referandum sorun üretmiş görünüyor ancak, ilişkilerin kökten kopması ve kırılması mümkün görünmüyor. Fakat sıkıntılı bir süreç yaşanacağa benziyor. Tabii Türkiye içeride Kürtleri baskılamaya devam ediyor. Suriye’de ve Irak’ta dengeler oturuncaya kadar da savaş halini sürdüreceği gözleniyor. Dediğim gibi onun önceliğini PKK ve PYD oluşturuyor. Burada çözüme dair bir gelişme yaşanmadan artık Güney ilişkilerinin de normalleşmesi mümkün görünmüyor. Bunu da görmek gerekiyor.

Şartlar Türkiye‘yi Kürtlerle ya topyekün savaşa ya da topyekün barışa zorluyor. Tabii heba edilen Çözüm Süreci’nin önemi burada da kendini gösteriyor. Umarım zor da olsa yeni bir süreç başlar zira aksi, herkes için felaket olacaktır. Asıl tehlike de buradadır.

Bu Referandum ile birlikte Ortadoğu’daki ülkelerin Kürtler’e bakışı da çok netleşti. Bu durum Kürtler’in ulusal birliği açısından bir uyarı ve başlangıç olabilir mi?

Günümüzde acımasız ve ahlaksız güç savaşlarının yaşandığı, kanlı zeminin kayganlaştığı Ortadoğu’da kimse net bir bakışa ve tavra sahibi değil. Bölge ülkeleri gibi küresel güçler de dengelere oynuyor ve dengeler de sürekli değişiyor. Bugün dost olan yarın düşman ya da tersi mümkün olabiliyor. Bu nedenle dikkatli, temkinli olmak gerekiyor.

Her ne kadar önemli mevziler elde etmiş olsalar da Kürtler için de kolay bir durum görünmüyor. Aksine yangın yerine dönmüş Ortadoğu’da Kürtleri ciddi tehlikeler de bekliyor. Dolayısıyla aralarındaki siyasi farklılıklara rağmen Kürt partilerinin birleşmesi, ulusal birliklerini hayata geçirmeleri gerekiyor.

 Türkiye solu tarafından Referandum çok az görüldü. Cumhuriyet Gazetesi Davası ile Referandum aynı gün oldu. Neredeyse Türkiye solu, bütün günlerini Cumhuriyet davasına ayırdı ve Referandum’a ilişkin tek bir tweet dahi atmadı. Hatta Referandum Twitter’da sıralamaya bile gün içerisinde hiç girmedi. Bu durumu nasıl okuyorsunuz?

Tabii Türkiye solu derken hangi sol diye sormak gerekiyor. Sol çok parçalı ve ortak bir duruş sergileyemiyor. Türkiye solu geçmişiyle hesaplaşmadığı ve dünyadaki yeni süreci kavrayamadığı için marjinallikten kurtulamıyor. İçine düştüğü ideolojik kapandan çıkamıyor. Ciddi bir etkisi yok solun maalesef ve alternatif olamıyor.

Referandum konusunda ise her örgüt kendi dünya görüşüne uygun bir tutum aldı. Kimi ulusların kaderini tayin hakkı ilkesinden hareketle destek verdi, kimi sınıf mücadelesi perspektifiyle görmezden geldi. Kimileri de ama, ezen ulus şövenizmine sarıldılar ve karşı çıktılar. Karşı çıkanlar çoğunluktaydı ve bu da sosyal şövenizmin sol olduğunu ileri süren çevrelerin üzerindeki etkisinden kaynaklanıyor.

Türkiye’de Kürtlere karşı lümpen bir şövenizmi, kin ve nefreti körükleyen egemen bir sistem var. Kimi sol örgütler buna alet oluyor ancak, kimileri de buna karşı duruyor. Şövenizme ve kirli savaşa karşı çıkanları görmeli ve buna bir anlam vermeliyiz.

Ayrıca Cumhuriyet Gazetesi davasıyla referandumu karşılaştırmamak, buradan bir kıyaslama yapmamalıyız, yanlış olur…

 

27.09.2017

 

 

Be Sociable, Share!