Aşk İki Kişiliktir

Paulo Coelho, On Bir Dakika romanında ,aşk başkasında değil, kendimizdedir’ diyor ve şöyle devam ediyor;”Onu biz uyandırırız. Ama uyanması için bir başkasına ihtiyaç duyarız. Evren, sadece heyecanlarımızı paylaşacak biri olduğunda anlam kazanır.’

Aşk içimizdeki derinlikte duruyor.  Günün birinde biri gelip onu buluyor.  Hayatımız heyecanlarımızı paylaştığımız böyle biriyle anlam kazanıyor. Biri olmadan aşk olmuyor…

Ne var ki aşk için sorun tam da burada başlıyor. Zira herkes, o  ‘biri‘ olamıyor. Herkes içimizde yatan aşkı uyandıramıyor. Bunun için bazı ‘özellikler‘ gerekiyor.
Bunlar da kişiden kişiye değişiyor.

İnsanın içinde sınırsız sayıda sevgi çeşidi yattığını belirten filozof Gasset, ‘Sevgi Üstüne’ adlı denemesinde, ‘karşıda sevdiğimiz şey aslında derindeki kendi benliğimizdir’diyor. Gasset’e göre birini severken aslında derindeki kendimizi seviyoruz…

Bu yüzden olsa gerek kendimize her açıdan yakın olanı seçiyoruz. Birini seçerken aslında ruhumuzun ve derindeki benliğimizin tercihine boyun eğiyoruz.  Aşık olmak aslında bedenin ve ruhun sahibini bulmaktır.

Ne var ki Coelho’nun, aşkı ve cinselliği anlattığı romanında dediği gibi,’’insanın ruhuna dokunanlar bedenini uyandırmayı başaramıyor, bedenine dokunanlarsa ruhuna ulaşamıyor.’’
Bu yüzden gerçek aşkı bulmak kolay olmuyor. Gerçek aşk ruhsal ve bedensel uyumla ortaya çıkıyor ve insan ancak bu sayede ‘aşkın da ötesine’ geçebiliyor.

Öte yandan böyle birini bulmak da tek başına yetmiyor. Bulmak kadar onun içindeki aşkı uyandırmak da gerekiyor. Etkilenmek kadar etkilemek, sevmek kadar sevilmek de gerekiyor.

Bu olmayınca insan olmadık sorunlar yaşamak, derin acılar çekmek zorunda kalıyor. Çünkü bazen insan, içindeki aşkı uyandıran, heyecanlandıran ve hayatına anlam kazandıran birinden karşılık bulamıyor.

Onun içindeki aşkı uyandıramıyor ve böylece çıktığı aşk yolculuğunda yalnız başına kalıyor. Biri varlığı ve bir takım ‘özellikleriyle‘ bizi etkilese ve içimizdeki aşkı harekete geçirse de, biz varlığımız ve ‘özelliklerimizle‘ onu etkileyemiyor, onun duygularını harekete geçirmeyi başaramıyoruz. Biz onu seviyor, ondan etkileniyorken, o bir başkasını seviyor, bir başkasından etkileniyor olabilir.

Bir başkası olmasa bile; karşımızdaki bizden etkilenmiyor, aşk duyguları bizimle uyanmak istemiyor olabilir. Onun sayesinde uyanan aşkımıza, o ihtiyaç duymayabilir ve bu yüzden bizi karşılıksız bırakabilir.

Birinin duygusal tercihini belirlemek bizim elimizde değildir. Aşkı karşılıksız kalan birinin elinden sadece üzülmek ve acı çekmek gelir.

Elbette herkes aşkının karşılıksız kalmasını kabul etmek zorunda değildir. Biri karşılıksız bir aşk yaşamaya karar vermişse yaşayabilir.

İsteyen olabiliyorsa şayet ‘karşılıksız aşkla‘ mutlu da olabilir. Karşıdakini rahatsız ve taciz etmeden, kim kimi nasıl istiyorsa, öyle sevebilir.

Ancak ne olursa olsun aşk ikinci kişi olunca güzeldir. Kim olursa olsun tek kişilik aşk, aşk değil, işkencedir. Tek kişilik aşk yaşadığını söyleyen kişi de özünde kendinden başka hiç kimseyi umursamayan bencilin tekidir.

Ataol Behramoğlu’nun, ‘aşk, iki kişiliktir‘ şiirinde dediği gibi böylelerinin; ‘‘içinde biriken zehir / sadece kendini öldürecektir…‘‘

Hayat, karşıdaki kim olursa olsun onun için ‘zehir içmeye‘  değmemekte

Be Sociable, Share!